Redd Softcore’u anlattı
05 Mayıs 201004 Mayıs 2010
Bu sıralar gece gündüz koşturma içindeyiz. İTÜFest konserinin hemen ardından Cumartesi gecesi ilk Softcore yaklaşıyor. Daha önceki akustik konserimiz Gecenin Fişi Yok ‘un da özel bir konser olması için çok uğraşmıştık ancak Softcore ile bir adım daha ileri atmayı başardık sanıyoruz. Büyük bir adım hem de. Bu konserde uzun süredir canlı dinlemediğiniz bazı parçalar, daha önce hiç çalmadığımız bazı şarkılarımız, ingilizce cover’lar ve bildiğiniz şarkıların alışılmışın dışında yorumlarını dinleme şansınız olacak. Ekip de oldukça büyük. Bir harp ve bir cello tüm program bize eşlik ederken bir çok şarkıda başka müzisyen dostlarımız sahneyi bizle paylaşacak. Eski hikayeler anlatıp, eski fotoğrafları sizle paylaşacağız. Softcore‘u burda yazarak anlatmak zor, en iyisi konuşarak anlatmak, o yüzden yarın buraya tekrar bir göz atın. Softcore provalarını takip etmek için Twitter sayfamıza uğrayın.
Bu arada tadı damağımızda kalan mini Almanya turnesinin fotoğraflarına artık Facebook ve sitenin fotoğraflar bölümünden ulaşabilirsiniz.
Almanya Konserleri
27 Nisan 2010

Alman konsolosluğunun bize lütfettiği beş günlük vize, İzlanda’da ismi malum yanardağın etkileri nedeniyle 6 saatlik bir gecikmeyle başlayan Almanya macerası uzun süre akıllarımızda yer edecek. Sıkıntılı başlasa da oldukça keyifli bir turne oldu. Hamburg’a dair izlenimlerimizi daha önce yazmıştık. Düsseldorf’a ulaştığımızda daha önce görmediğimiz (Türkiye’de) bir titizlikte çalışan, işleyişi ve yapısıyla gerçek bir konser salonu karşıladı bizi. Ukalalık gibi olmasın fakat Türkiye’de herşeyin ne kadar yarım yamalak yapıldığını bir kez daha görmüş olduk. Bu manzara beş saat süren Hamburg-Düsseldorf arası yol yorgunluğunu unutturdu bize. Kısa bir soundcheck sonrasında işimiz bitmişti. Tipik bir Alman yemeği servis etti mekanın aşçısı, Zakk’ın arka bahçesindeki banklarda oturup keyifle yemeklerimizi yedik. Sonrasında otele gidip konser saatini bekledik. Düsseldorf, Hamburg’dan çok farklı, daha jilet bir yer. Hamburg’un kompozitliğinin aksine fazlasıyla düzenli.

Şehrin donuk olmasına karşın Hamburg’un aksine Düsseldorf’da daha çoşkulu bir dinleyiciyle karşılaştık. Ya çoktandır Almanya’ya gelmemizi bekleyen bir dinleyici vardı ya da şehrin donukluğu insanları çoşkulu olmaya itiyordu. Burası bir sosyoloji sayfası değil o yüzden biz konsere geri dönelim. Uzun zamandır verdiğimiz en güzel konserlerden birini verdik Düsseldorf’da.

Almanya’da bir çok yeni dost edindik. Almanya’nın farklı eyaletlerinden ve Hollanda, İsviçre ve Fransa gibi daha uzak ülkelerden konser için gelenlere ne kadar teşekkür etsek az. En kısa zamanda daha çok şehir ve ülkeyi kapsayan bir turne planlıyoruz, 2010′un son çeyreğinde görüşmek üzere.
Pazar günü bir miktar dinlence sonrası şehri gezdik, nehir kıyısı boyunca yürüdük, şehir merkezinde farklı Alman biralarını denedik. Düsseldorf’da garsondan weissbier istemenin kabalık olduğunu öğrendik, weissbier konusunda ısrarcı olan İlke ve Berke’ye (Özgümüş) garson “biz bu birayı kadınlar içsin diye bulunduruyoruz” dedi. Güldük, ne de olsa biz kadın erkek eşitliğine inanıyoruz.

Pazartesi günü ise uçağımız Köln’den kalkacağı için sabah erkenden Köln’e doğru yola çıktık. Şehre onlarca km mesafeden görünen Köln Katedrali (dünyanın üçüncü büyük katedrali) tüm haşmetiyle bizi bekliyordu. Mum yakıp Türk rock müziğini sarmalayan arabeskleşme seferberliğinden kurtulmayı diledik hazır Katedrali bulmuşken. Bir sonraki durak Köln’deki müzik mağazalarıydı. Hem genel hem de Softcore için ihtiyacımız olan bazı ekipmanlara göz attık. Kimse yeni bir gitar ya da klavye daha almadı!
Öğleden sonra da Köln ve Almanya’dan ayrıldık. Uçak boyunca Softcore için konuştuk, provalar, sahne düzeni, ışıklar vesaire. Mayıs ayının ilk haftaları bizler için zorlu geçecek, yoğun bir prova süreci ve konserler, yeni ve farklı bir Redd deneyimi (şimdilik bir miktar gizli) uçak yolculuğunu kısaltan gündemlerimizdi. Konserlere gelen, bizleri Twitter ve benzeri mecralardan takip eden tüm dinleyicilerimize teşekkür ederiz. 8 Mayıs bizim için oldukça önemli, umarız bir çoğunuzu orada görebiliriz.
Hamburg İzlenimleri
24 Nisan 2010Şu an Düsseldorf’a doğru yoldayız. Bildiğiniz gibi dün gece Hamburg’da Indra Club’da çaldık. 1960 yılında Beatles’in Hamburg günlerinden nasibini alan mekanın turistik ve ruhani bir önemi var. Duvarlarında George, John ve Paul’un mekanda çalarken fotoları mevcut.


Mekanı, Hamburg’u, insanlarını ve Beşiktaş seyircisini anımsatan St. Pauli taraftarlarını sevdik. Yediğimiz sosisleri ve weiss bier’ları da pas geçmeyelim. Hamburg ilginç bir yer, Türkiye’deki giderek artan mahalle baskısı ve muhafazakar kimliğin aksine kendi kendine biçimlenmiş kimsenin sınırlarını çizmek ya da kendine yontmak için kullanmadığı bir özgürlük anlayışı var burada.

Gelelim konsere, Almanya’daki dinleyicilerimize biraz uzun bir set yaptık, bir kaç cover şarkısı ile birlikte epey sahnede kaldık. Gayet keyifliydi. Orada olan herkese teşekkür ederiz.

Burada edindiğimiz diğer bilgileri de gezelim görelim temalı paragrafın içine iliştirelim; Hamburg İkinci Dünya Savaşı’nda en çok bombalanan Alman şehirlerinden biri. Savaş sonrasında neredeyse yeniden inşa edilen şehirde Hitler’in meşhur betonarme sığınak kalesi var. Şu an gece kulübü olmuş fakat halen kaba, masif bir kütle olarak ayakta. Şehrin yabancı düşmanlığı açısından Almanya’nın en problemsiz yerlerinden biri olduğu söyleniyor. Hamburg’un bir diğer fenomeni de herkesin bildiği üzere Fatih Akın. Doğma büyüme Hamburgluymuş. Çaldığımız yerin yakınında ise Amsterdam’daki Redlight Disctrict tarzı, camekanların içinde müşteri bekleyen fahişelerin bulunduğu bir sokak mevcut.

Düsseldorf’a girmek üzereyiz, Hamburg’dan çok farklı olduğu üzerine bir dizi geyik dönüyor araçta. Berke (Hatipoğlu) daha önce bir kez kaç Düsseldorf’a gelmiş, beğenmiş. Bakalım bizler de beğenecek miyiz. Genel olarak “ne medeni bir memleket” geyiğine giren olmadı aramızda –su götürmez, burası fazlasıyla medeni- fakat herkes belirli bir süre Türkiye’den, giderek kutuplaşan ve anlamsızlaşan gündeminden uzak kalmanın iyi geldiği kanaatinde. Ne göze sokulan ahmak pop figürleri, ne de magazin kirliliği yakınımızda. Bir süre bütün bu olup bitenlerden uzak kalmak genel olarak bize iyi geliyor, özellikle de Babylon konseri provaları öncesinde.
Yarın boş günümüz bazıları Amsterdam bazıları da Köln’e gitmek istiyor. Köln’ün yakın olması gerçeğinden yola çıkarak Amsterdamcıların Kölncülere katılacağı söylenebilir. Bizi tek düşündüren günlerden Pazar olması, acaba her yer kapı duvar mı olur? Bir bilene sormak lazım. Şimdilik bu kadar, Yarın Düsseldorf konseri, şehri ve Redd’in buradaki izlenimlerini sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz, herkese iyi haftasonları dileriz.
