
Alman konsolosluğunun bize lütfettiği beş günlük vize, İzlanda’da ismi malum yanardağın etkileri nedeniyle 6 saatlik bir gecikmeyle başlayan Almanya macerası uzun süre akıllarımızda yer edecek. Sıkıntılı başlasa da oldukça keyifli bir turne oldu. Hamburg’a dair izlenimlerimizi daha önce yazmıştık. Düsseldorf’a ulaştığımızda daha önce görmediğimiz (Türkiye’de) bir titizlikte çalışan, işleyişi ve yapısıyla gerçek bir konser salonu karşıladı bizi. Ukalalık gibi olmasın fakat Türkiye’de herşeyin ne kadar yarım yamalak yapıldığını bir kez daha görmüş olduk. Bu manzara beş saat süren Hamburg-Düsseldorf arası yol yorgunluğunu unutturdu bize. Kısa bir soundcheck sonrasında işimiz bitmişti. Tipik bir Alman yemeği servis etti mekanın aşçısı, Zakk’ın arka bahçesindeki banklarda oturup keyifle yemeklerimizi yedik. Sonrasında otele gidip konser saatini bekledik. Düsseldorf, Hamburg’dan çok farklı, daha jilet bir yer. Hamburg’un kompozitliğinin aksine fazlasıyla düzenli.

Şehrin donuk olmasına karşın Hamburg’un aksine Düsseldorf’da daha çoşkulu bir dinleyiciyle karşılaştık. Ya çoktandır Almanya’ya gelmemizi bekleyen bir dinleyici vardı ya da şehrin donukluğu insanları çoşkulu olmaya itiyordu. Burası bir sosyoloji sayfası değil o yüzden biz konsere geri dönelim. Uzun zamandır verdiğimiz en güzel konserlerden birini verdik Düsseldorf’da.

Almanya’da bir çok yeni dost edindik. Almanya’nın farklı eyaletlerinden ve Hollanda, İsviçre ve Fransa gibi daha uzak ülkelerden konser için gelenlere ne kadar teşekkür etsek az. En kısa zamanda daha çok şehir ve ülkeyi kapsayan bir turne planlıyoruz, 2010′un son çeyreğinde görüşmek üzere.
Pazar günü bir miktar dinlence sonrası şehri gezdik, nehir kıyısı boyunca yürüdük, şehir merkezinde farklı Alman biralarını denedik. Düsseldorf’da garsondan weissbier istemenin kabalık olduğunu öğrendik, weissbier konusunda ısrarcı olan İlke ve Berke’ye (Özgümüş) garson “biz bu birayı kadınlar içsin diye bulunduruyoruz” dedi. Güldük, ne de olsa biz kadın erkek eşitliğine inanıyoruz.

Pazartesi günü ise uçağımız Köln’den kalkacağı için sabah erkenden Köln’e doğru yola çıktık. Şehre onlarca km mesafeden görünen Köln Katedrali (dünyanın üçüncü büyük katedrali) tüm haşmetiyle bizi bekliyordu. Mum yakıp Türk rock müziğini sarmalayan arabeskleşme seferberliğinden kurtulmayı diledik hazır Katedrali bulmuşken. Bir sonraki durak Köln’deki müzik mağazalarıydı. Hem genel hem de Softcore için ihtiyacımız olan bazı ekipmanlara göz attık. Kimse yeni bir gitar ya da klavye daha almadı!
Öğleden sonra da Köln ve Almanya’dan ayrıldık. Uçak boyunca Softcore için konuştuk, provalar, sahne düzeni, ışıklar vesaire. Mayıs ayının ilk haftaları bizler için zorlu geçecek, yoğun bir prova süreci ve konserler, yeni ve farklı bir Redd deneyimi (şimdilik bir miktar gizli) uçak yolculuğunu kısaltan gündemlerimizdi. Konserlere gelen, bizleri Twitter ve benzeri mecralardan takip eden tüm dinleyicilerimize teşekkür ederiz. 8 Mayıs bizim için oldukça önemli, umarız bir çoğunuzu orada görebiliriz.






Bugün yolculuğumuz Almanya’ya… Akşam saatlerinde Hamburg’ta olacağız. Tabii eğer yolumuza volkan külü gibi engeller çıkmazsa. 23 Nisan akşamı Hamburg’da çaldığımız mekan 