Tekel ve direniş üzerine

Ankara konserini iple çekiyorduk, geldiğimizde Tekel direnişçilerinin yanında olmak neredeyse konserden bile önemliydi bu defalık. Direniş çadırlarının bir çoğunu ziyaret ettik, Tekel işçileri ile sohbet ettik. Bir çoğu bizi tanımıyordu, önemi yoktu. Amacımız ne onlara tanınmak ne de bu ziyaretten medyatik bir çıkar sağlamaktı, amacımız oradaki direnişi ulaşabildiğimiz kadar çok insanla paylaşmak, sizi burada olan direnişe desteğe çağırmaktı.

Orada gördüklerimizden içimiz burkulsa da, haklı direnişin heyecanının hiç sönmediğini gördük girdiğimiz her çadırda. Farklı şehirler, farklı etnik kökenlere karşın ortak bir direniş dili vardı Sakarya caddesinde. Tekel direnişi belirgin bir bilgi ve ideloji üretimi ve paylaşımını da beraberinde getirmiş. Şiirler yazılmış, resimler yapılmış. Üniversite öğrencileri, emekli, memur her kesim ve yaştan insan tekel çadırlarında günlerdir süren direnişi görmeye ve destek vermeye gelmişler. Bu nedenle tüm ziyaretçiler Tekel işçileri için çok değerli.

Umarız hükümet bu sert söylemini bir kenara bırakır, başbakanın diline doladığı “uzlaşma” söyleminden bir kez olsun işçi sınıfı da faydalanmış olur. Her gün başka bir gündeme kurban edilen Tekel direnişi, iktidarın ekonomik, insani hak ve özgürlüklere olan duyarlılığının test edildiği bir çadır köye dönüşmüş. Bizce açılım o çadırların içinde başlar, eğer ortada sahici bir niyet varsa.

img_1515

Düşünmek, yazmak, çizmek ve üretmek politik bir söylemdir. Bir rock grubunun kurulma amacı elbette siyaset yapmak değildir, ancak bu duyarlı olmayacağı, yeri geldiğinde taraf olmayacağı anlamına gelmez. Günümüz Türkiye’sinde olup bitenlerin oluşturduğu büyük resim bizce hiç de parlak bir portre sunmuyor. Bu durum bizi rahatsız ediyorsa eğer -mış gibicilik oynamanın, bugün Tekel’de yaşanılan hak ve özgürlük mağduriyetlerinde sıranın bize gelmesini beklemenin de bir faydası yok.

Akşam Dib Sahne’de görüşmek üzere…