2009 biterken…

ReddarsivGeçen yılı hummalı bir albüm üretimiyle geçirmiştik. Bu tarihlerde ise 21’i kaydediyorduk. Kaydetmekte olduğumuz albüm Redd’i en fazla anlatan albümümüzdü, daha önceki albümlere nazaran süresi ve içeriğiyle dinleyiciye daha fazla seçenek sunmuştu 21, Redd’i anlamaya dair. Çekirdek dinleyici kitlemiz bu albümle birlikte 50-50’den bu yana takip ettiği gruba dair değişimi kolaylıkla gözlemleyebilirdi. Bazıları ise bu albümü ve yoğunluğunu kabullenmeyedebilirdi. Ancak 21, Redd’in kendini en fazla içselleştirdiği albüm olma yolundaydı. Her yeni albümle bizi yeni keşfeden dinleyiciler grubun geçmişini bilmeksizin belki bir kaç şarkıya belki de 21’in içeriğine takılmışlardı. Biz ise üretirken albümün 50-50 ve Kirli Suyunda Parıltılar’dan farklı olduğunun farkında olmakla birlikte dinleyiciye nasıl bir ifade sunacağına dair pek fazla fikir sahibi değildik. Çünkü çok fazla içindeydik. Bu yoğun çalışmanın anlamı öylesine büyüktü ki, yaptığımız albüm için rahatlıkla bunun “Türkiye’de yapılmış en özgün, en cesur iş” olduğunu söyleyebiliyorduk. Erim kayıtlar sırasında “Grammy’e gidiyoruz” dediğinde herkes tebessüm etmişti. Belki bu yorum çok abartılı ancak bizim için müziğin belirli bir coğrafyası yok, işte bu yüzden müziğimizin içinde “ağlak arabesk söz ve formlar” ya da “nağmeli gitar rifleri” barınmaz. Her ne kadar tercihimiz olmasa da bunu, sahiden de bunu layıkıyla yapan Erkin Koray, Duman gibi sanatçı ve gruplara geçmişten bu yana saygımız her daim olmuştur. Ancak bunu bir tür çorbalık içinde yapan ve rock müzik camiamızca bizden daha rock görülen bir çok proje için söyleyemeyiz pek. Tercih etmediğimiz bu alışkanlık ise bir kaç grup hariç neredeyse tüm türk rock gruplarının ruhuna işlemiş durumda. Yine de hepsinin yolu açık olsun.

21’e geri dönersek abümü yapmak kadar bu albümü sahnelemeye dair de bir çok planımız vardı. Albümün tamamını görsel bir içerikle dinleyiciye nasıl sunabilirdik? 74 dakikalık bir albümü dinleyiciye çalarken insanların konsantrasyonlarını nasıl üst sevidede tutmayı becerecektik? Dahası bütün bu düşüncelerimizi gerçekleştirebileceğimiz kaç mekan vardı memlekette? Galiba şu ana dek bunu sadece Ghetto’da yapabildik. Ankara, Eskişehir, Bursa ve hemen her yerde benzer bir konser yapmaya dair çalışmalarımız var ancak bu illerdeki mekanların olanakları oldukça sınırlı. Öykü Onur Tanyel bu durum için bizim bu memlekete bol geldiğimiz görüşünü yineliyor konu açıldıkça. Peki dinleyici bu standartları ve birbirinin aynı tek şarkılık içerikle, üç beş müzik yazarının gazlamasıyla, sahte ve çalıntı imajların arkasına sığınan ağlak edebiyatlara teslim mi olmalı? Dahası biz bu ülkenin gerçeğini kabullenip tam da çoğunluğun istediği gibi bir müzik mi yapmalıyız varlığımızı sürdürmek için? İşte 21 bütün bu sisteme karşı anlamlı bir karşı duruştu, bir tür klişenin içine hapsolmuş, neden Redd diye soranlar için düşündürecek bir cevaptı.

Albüm çıkalı neredeyse sekiz ay oldu. Doğrusunu isterseniz bizim beklediğimizden daha hızlı algılanıyor albüm. Konserler gösteriyor ki dinleyicilerimiz albümün içeriğini, sırasını, sözlerini en az bizler kadar biliyor. Kimse iş olsun diye, tek şarkıya teslim olmuş bir nedenden ötürü orada değil. Henüz çok değiliz belki ama nitelikli bir çoğunluğuz birlikte. O yüzden 2009’da yapmış olduğumuz bu “sıradışı” albümle ödül almanın bizim için pek bir anlamı yok, sizleri kazanmış olmak, bizleri anlıyor olmanız o “ucuz” ödüllerden çok daha değerli. Berke Özgümüş 21 gün sonra aramızda olacak gelmesiyle birlikte tam gaz konserlere devam edeceğiz, yeni video, yeni süprizler bizim için 2010’un önceki yıllardan çok daha iyi geçeceğinin göstergesi, artan ama en çok da derinleşen ilginiz tek motivasyonumuz iyi ki varsınız, herkese iyi bir yıl diliyoruz “Bir Şövalye Var İçinizde Sizi Koruyan”