Haziran 2009 için Arşiv

Kol Kırılır Gazetecilik İçinde Kalır: Ali Deniz Uslu

Perşembe, 11 Haziran 2009

Ali Deniz Uslu, Cumhuriyet Gazetesi’nde yazar, düşünür, eleştirir, 1 Mayıs’ta  gazetenin giriş kapısı önünde polis tarafından kolu kırılır… Yine de Ali Deniz, işini seven, yaptıklarına inanan bir gazetecidir. Üstelik gazetecileri incitmenin bu memleketin bildik fenomenlerinden biri olmasına rağmen. Başkası olsa 1 Mayıs’ta kolu kırılan tek gazeteci olarak bu meseleyi daha janjanlı bir gazeteye transferle süslerdi. Her neyse, bir kaç ameliyat platinler derken Ali Deniz’in kolu kısa sürede iyileşti, yazma çizme işleri için bir engeli yok.

n533069314_104183_80

Ali Deniz ile Cumhuriyet meyhanesinde rakı kültürü üzerine yapmış olduğumuz bir röportajla tanımıştık askere gitmeden birkaç gün önce. Uzun ve keyifli bir sohbet olmuştu. Bir yandan meyhanenin yanı başındaki Ghetto’ya gidip Gecenin Fişi Yok için hazırlıklar yapıyorduk konserin bir gece öncesinde. İlke’nin rakı ile uzaktan yakından ilgisi olmamasına karşın muhabbetin güzelliğinden olsa gerek bütün geceyi buzlu su içerek geçirmişti.

redd-gece-66

redd-gece-60

Ali Deniz blog sayfasını başladığından bu yana takip ediyor, albüm daha demo aşamasındayken de bazı şarkıları paylaştığımız ender müzik yazarlarından. Blogdaki röportaj geleneğine onunla devam ediyoruz.

-Bize biraz kendinden bahseder misin, kimdir Ali Deniz Uslu?
İstanbul doğumluyum. Aslen Batı Trakya, biraz da “Suyun Öte” tarafından bir geçmişim var. İstanbul’da işletme okurken tesadüfen rotam gazeteciliğe döndü. Klişe şekliye şans hazır olandan yanaydı. Zaten elim kalem tuttuğundan beri de kendimi ve dünyayı yazarak anlamlandırmaya çalıştığım için bu doğru bir kırılmaydı. Gazeteciliğe bundan altı yıl önce Cumhuriyet’te başladım. Hâlâ da devam ediyorum.
-Redd’i ilk kez nasıl duydun hatırlıyor musun?
Redd’i, “Mutlu Olmak İçin”i radyoda dinlerken tanıdım. Doğru sözler, doğru müzik, doğru tavrın buluştuğu bir parçaydı. Redd kapıyı kırmış ve içeri girmişti.
-Zor mu müzik yazarlığı bu ülkede, yoksa her müzik dinleyicisi bir müzik yazarı olabilir mi?
Eleştirmene verilecek en güzel sandalye elektrikli sandalyedir. Bu işin esprisi elbette ama bu iş doğru tanımlanmamış ve oturmamış temeller üzerine kurgulanmış durumda. Kimsenin bir şeyden anladığı yok. Ağzı olan herkesin konuştuğu gibi, eli kalem tutan herkes de yazıyor. Mesela şiir okuyanların sayısı yazanların sayısından çok daha azdır bu ülkede. Ee daha ne beklersiniz ki?
-Müzik yazarı olmak için neler yapmalı, nasıl yetişmeli? Belki müzik yazarı olmak isteyen genç arkadaşlara önerilerin vardır. Paylaşır mısın?
Heykeli dikilen bir müzik yazarı sanırım yok. En önemlisi müziğin dinlendiği kadar okunur olduğunun farkına varabilmek. Okuyarak dinlemeyi öğrenen ve tutkusunu müziğe bağlayan herkes, gerekli tecrübeyi edinince müzik yazarı olabilir.
-Herkes bir tarafa çekiliyor son günlerde. Sence müzik basınında da yandaşlık var mı?
Bu kaçınılmaz. Çünkü tüm ilişkiler çıkar üzerine kurulu. Bu coğrafyanın insanında da fanatizm kodlanmış sanki. İşte bu da doğru değerlendirmeyi ve eleştirinin gücünü alıp götürüyor. Eleştiriler saldırı hatta hakarete varırken, övgüler dengesiz ve densiz oluyor.
-İki yıl önce 1 Mayıs’ta bir polis tarafından suçsuz olduğun halde kolun kırıldı. Bu özgürlüğe inancını nasıl etkiledi?
Bu ülkede özgürlük ve eşitlik için mücadele şart. İradeniz umudunuzdan güçlü olmalı ki inancınız azalmasın. Benim kırılan kolumdu, peki ya diğerleri? Unutmak gerçekten büyük bir ihanet. O yüzden acıları, yapılanları, taze tutmamız gerekli. Yoksa sistemin ekmeğine yağ süreriz.
-“21”i merakla bekleyen insanlardan biri de sendin. Nasıl buldun 21′i, nasıl biriymiş?
21 bizden biri. Korkuları, umutları, hırsları ve hayal kırıklıklarıyla herkesin bir parçası. Belki fazla duygusal. Hayatla sert çarpışıyor, direnci kırılmasa da her seferinde daha çok kan kaybediyor.
-Sence Redd hangi cümleyle özetlenmeli?
Umutlu umutsuzluk.
-Redd’in  seni en etkileyen şarkısı nedir?
Büyük ihtimal “Artık Melek Değilim”. Zira bu şarkı hayatımdaki büyük kırılmanın şahidi, yoldaşı ve sırdaşı.
-Rock müzik patlaması diye bir şey uydurmuştu herkes. Sence rock müzik gerçekten patladı mı?
Öyle bir patlama yok. Oldu da biz mi görmedik? En azından enkazı bulurduk. Dönem dönem popüler rock grupları ve piyasaya paketlenip sunulan isimler başı çekti. Anadolu rock klişeleri iyi satışlar da yaptı belki ama rock müzik hiçbir zaman gerçekten çok dinlenmedi ve anlaşılamadı. Bu talihsiz geçişlere rağmen rock müziğin  kendi içinde çok istikrarlı olduğunu söylemek mümkün.
-Editörlerin hangi haberlere daha sıcaklar?
Medyanın tek derdi popüler yani okunan değil seyredilen haberler yapmak. Ben en azından Cumhuriyet Dergi’de yazdığım dönemde buna muhatap olmadığım için şanslıyım. Artık gazeteler mastürbasyon aracına dönüştürüldü. Bu, hem fiziksel hem de ruhsal anlamda yerini sağlamlaştırdı. Sistem de düşünmemiz için gerekli her şeyi yapıyor. Bize kalan da tüketmek.
-Senin eksik gördüğün şeyler neler? Müzik yazarı olarak müzik yazarlarına bir eleştirin var mı?
Tam gördüğüm yok ki! Elbette bu eleştiriye ben de dahilim. Ama bir ciddi bir eksiklik var o da beslenmeden yazıyor olduğumuz. Bu da kısır ve yavan tadımızı arttırıyor.
-21’e dönersek,  dinlerken ne düşündürüyor albüm?
Aidiyetsizlik
-Albümde hangi şarkılar dikkatini çekti ve neden?
Stüdyo sürecinde “Don Kişot”u dinlediğimde “olay budur” demiştim. Diğerleri “Masal”, “Oyun”, “Öyle Boş ki Hayat” ve “Sevsen de Sevmesen de”. Albüm kendi içinde bütünlüğünü korurken herkes ruh iklimine göre şarkıları seçiyor. Ben ise bu şarkıların özellikle söz kısımlarıyla kendimi özdeşleştiriyorum. Sanırım neden bu. Zaten müzikte duygusal bağınızı da bu ortaklık sayesinde kurarsınız.
-Blog hakkında neler düşünüyorsun?
Redd, seyif defteri ile de iyi bir iş yaptı. Çünkü Redd’in dinleyicisi özel; takip ediyor, bakıyor, araştırıyor… Röportaj konusuna gelince arada yer değiştirmek iyidir. Hem sizle Cumhuriyet meyhanesinde, rakı sofrasında röportaj yaptığımızı düşünürsek renkli bir ilişkimiz var.
-Dinleyici ve okuyuculara bir mesajın var mı (gazetecilerin klasik kapanış sorusu)?
Redd kolay anlaşılır bir grup değil. Hem müzikal hem de sözel açıdan durduğu yeri paylaşmak için emek istiyor. O yüzden Redd ile demlenmek gerekiyor.

Konser: 18 yaş sınırı yoktur!

Çarşamba, 10 Haziran 2009

Daha önce de duyurduğumuz gibi, yarın (11 Haziran, Perşembe) Galatasaray Lisesi’nde saat 20.00′de  başlayan bir konserimiz var. Etkinlikte 18 yaş sınırı yok. Konserin bir diğer güzelliği de ücretsiz olması… Konserlerimize yaş sınırı ya da ekonomik nedenlerle gelemeyen arkadaşlara, bu önemli fırsatı kaçırmamalarını öneriyoruz.

görüşmek üzere…

15 Mayıs Ghetto

Çarşamba, 03 Haziran 2009

Ghetto gecesi çekilen fotoğraflarımıza yenileri eklendi,  fotoğraflar bölümünden ulaşabilirsiniz

Murat Beşer’in kaleminden “21″

Pazartesi, 01 Haziran 2009

mbAkıntıya karşı kürek çekenler

MURAT BEŞER (Cumhuriyet, 1 Haziran 2009)

Yetmişli yılların plak toplayıcıları bilir. O vakitler topluluklar; konsept albümler yapar, bu yolla hem dinleyicilerine bütünlüklü bir dünya görüşü sunma olanağı bulur, hem de sükselerine cila atarlardı. Rock tarihine kazık çakan Pink Floyd’un ‘The Wall’u, Genesis’in ‘The Lamb Lies Down on Broadway’i, The Who’nun ‘Tommy’si, David Bowie’nin ‘Ziggy Stardust’ının halen gelmiş geçmiş en iyi albümler arasında yer alıyor olması rastlantı olarak görülmemeli.

Dünya o zamandan bu yana çok değişti. İnsan ruhu ve aklının üstünden sayısız buldozer geçti. Müzik yerinde durmadı; albüm süreleri uzadı, şarkılar kısaldı, herkes çok konuşmaya başladı, söyleyecek düzgün sözü olan adam azaldı. O konsept albümler bitti, kapağında küçük dağları ben yarattım diye bakan tuhaf tiplerin göründüğü, içinden nefret ve hakkaniyetsiz bir alayın püskürdüğü cüce şarkılarla dolu albümler bastı ortalığı.

Çılgın gidişata itiraz yükselten isimler çıkmadı değil arada. Şimdi bizden biri, Redd var. Bu topluluk sadece klişe birkaç popüler politik çağrışım yaparak dostlara kendini alışverişte gösterenlerden ayrılmakla kalmıyor, tavrını müzikal çizgisine de yansıtmayı kendine mesele edindiğini hissettiriyor, yeni albümü ‘21’ ile.

‘21’, konsept albüm; yani tek şarkıların dinlendiği, satıldığı dünyada ticari açıdan kocaman bir risk. 21 şarkı ve dört epizottan oluşan ‘21’, bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçirdiği evreleri anlatıyor. Sırasıyla, doğum anı ve çocukluk, ergenlik ve başkaldırı, aşk ve bilgelik.

Epizotların gizli öznesi 21 adlı karakter. Topluluk üyelerinin dünya görüşlerine uygun olarak, 21’in cinsiyeti ve ırkı yok. Doğuştan muhalif (yaşından büyük bir özbilinç ile doğmuş), düşleri ile gerçekleri arasında fark olan, ateist, romantik bir devrimci (kaybedecek bir şeyim yok dediğine göre), işçi sınıfına mensup (bilinciyle küçük burjuvaziye ait görünse de), (‘Öyle boş ki hayat’ demesiyle) arada bir nihilist tepkiler veren, iş hayatında uyumsuz, kaybettikten sonra hakiki aşkı bir daha bulamamış, aşka inancını yitirmiş, sonra da yarı mutsuz ölmüş biri.

Albümde derinden derine bir “yansıtma kuramı” etkisi hissediliyor. Eğrisiyle doğrusuyla gerçek biri 21. Düzenin insan ruhu ve vücudu üzerindeki deformasyonunu yansıtıyor. Belki bu açıdan ondan tutarlılık beklemek doğru değil. Benzer nedenle ‘21’ için gerçekçi bir albüm demek yanlış olmaz.

Eski tarz bir konsept albüm değil ‘21’. İçinde sessiz pasajlar, uvertürler, girişler, çıkışlar yok. Şarkı formatlı ve şarkıların her biriyle büyük bir titizlikle uğraşıldığı belli. “Özgürlük Sırtından Vurulmuş”, Hrant Dink cinayetini; askerde oldukları süreçte yazdıkları “Vicdani Redd” genel olarak aynılaşmaya, tektipleşmeye karşı oluşlarını anlatıyor. Şarkıların en takdire şayan tarafı, topluluk üyelerinin henüz ayak basmadıkları yaş dilimleriyle ilgili bölümlerin altından hatasız kalkabilmiş olmaları. “Farklı bir müziğimiz, kendimize özgü bir sound’umuz var” diyen Redd için yapılabilecek tek eleştiri, halihazırda Türkiye’nin en iyi çalan topluluklarından biri olmalarına karşın, tipik seksenlerden (Cure, U2) başlayan, Editors, Killers, Coldplay’e uzanan bir sounda sahip olmaları. Not düşülmeli ki, şarkılar ile müzikal özgünlük arasındaki bu olumsuz makasın, ilerleyen albümlerde kapanacağı konusunda büyük umutlar var. En azından içerde demokratik havanın hâkim oluşu, kimsenin diğerine göre dominant olmaması bu geleceğin garantisi.

(muratbeser@muratbeser.com)