Akıntıya karşı kürek çekenler
MURAT BEŞER (Cumhuriyet, 1 Haziran 2009)
Yetmişli yılların plak toplayıcıları bilir. O vakitler topluluklar; konsept albümler yapar, bu yolla hem dinleyicilerine bütünlüklü bir dünya görüşü sunma olanağı bulur, hem de sükselerine cila atarlardı. Rock tarihine kazık çakan Pink Floyd’un ‘The Wall’u, Genesis’in ‘The Lamb Lies Down on Broadway’i, The Who’nun ‘Tommy’si, David Bowie’nin ‘Ziggy Stardust’ının halen gelmiş geçmiş en iyi albümler arasında yer alıyor olması rastlantı olarak görülmemeli.
Dünya o zamandan bu yana çok değişti. İnsan ruhu ve aklının üstünden sayısız buldozer geçti. Müzik yerinde durmadı; albüm süreleri uzadı, şarkılar kısaldı, herkes çok konuşmaya başladı, söyleyecek düzgün sözü olan adam azaldı. O konsept albümler bitti, kapağında küçük dağları ben yarattım diye bakan tuhaf tiplerin göründüğü, içinden nefret ve hakkaniyetsiz bir alayın püskürdüğü cüce şarkılarla dolu albümler bastı ortalığı.
Çılgın gidişata itiraz yükselten isimler çıkmadı değil arada. Şimdi bizden biri, Redd var. Bu topluluk sadece klişe birkaç popüler politik çağrışım yaparak dostlara kendini alışverişte gösterenlerden ayrılmakla kalmıyor, tavrını müzikal çizgisine de yansıtmayı kendine mesele edindiğini hissettiriyor, yeni albümü ‘21’ ile.
‘21’, konsept albüm; yani tek şarkıların dinlendiği, satıldığı dünyada ticari açıdan kocaman bir risk. 21 şarkı ve dört epizottan oluşan ‘21’, bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçirdiği evreleri anlatıyor. Sırasıyla, doğum anı ve çocukluk, ergenlik ve başkaldırı, aşk ve bilgelik.
Epizotların gizli öznesi 21 adlı karakter. Topluluk üyelerinin dünya görüşlerine uygun olarak, 21’in cinsiyeti ve ırkı yok. Doğuştan muhalif (yaşından büyük bir özbilinç ile doğmuş), düşleri ile gerçekleri arasında fark olan, ateist, romantik bir devrimci (kaybedecek bir şeyim yok dediğine göre), işçi sınıfına mensup (bilinciyle küçük burjuvaziye ait görünse de), (‘Öyle boş ki hayat’ demesiyle) arada bir nihilist tepkiler veren, iş hayatında uyumsuz, kaybettikten sonra hakiki aşkı bir daha bulamamış, aşka inancını yitirmiş, sonra da yarı mutsuz ölmüş biri.
Albümde derinden derine bir “yansıtma kuramı” etkisi hissediliyor. Eğrisiyle doğrusuyla gerçek biri 21. Düzenin insan ruhu ve vücudu üzerindeki deformasyonunu yansıtıyor. Belki bu açıdan ondan tutarlılık beklemek doğru değil. Benzer nedenle ‘21’ için gerçekçi bir albüm demek yanlış olmaz.
Eski tarz bir konsept albüm değil ‘21’. İçinde sessiz pasajlar, uvertürler, girişler, çıkışlar yok. Şarkı formatlı ve şarkıların her biriyle büyük bir titizlikle uğraşıldığı belli. “Özgürlük Sırtından Vurulmuş”, Hrant Dink cinayetini; askerde oldukları süreçte yazdıkları “Vicdani Redd” genel olarak aynılaşmaya, tektipleşmeye karşı oluşlarını anlatıyor. Şarkıların en takdire şayan tarafı, topluluk üyelerinin henüz ayak basmadıkları yaş dilimleriyle ilgili bölümlerin altından hatasız kalkabilmiş olmaları. “Farklı bir müziğimiz, kendimize özgü bir sound’umuz var” diyen Redd için yapılabilecek tek eleştiri, halihazırda Türkiye’nin en iyi çalan topluluklarından biri olmalarına karşın, tipik seksenlerden (Cure, U2) başlayan, Editors, Killers, Coldplay’e uzanan bir sounda sahip olmaları. Not düşülmeli ki, şarkılar ile müzikal özgünlük arasındaki bu olumsuz makasın, ilerleyen albümlerde kapanacağı konusunda büyük umutlar var. En azından içerde demokratik havanın hâkim oluşu, kimsenin diğerine göre dominant olmaması bu geleceğin garantisi.
(muratbeser@muratbeser.com)
