Haziran 2009 için Arşiv

Seafest’te sahnedeydik; hep birlikte!

Perşembe, 25 Haziran 2009

_mg_2630

_mg_2678Geçen gece oldukça farklı bir deneyim yaşadık hep birlikte. Doğan isteyenleri sahne üzerine davet etti  ve hep birlikte redd şarkıları söyledik, tüm mesafeleri bir kenara bırakarak. Bizler için oldukça sıradışı bir konserdi. Orada olan, bu kare içine sığdırabildiğimiz ve sığdıramadığımız herkese yürekten teşekkür ederiz.

21 Ankara’da

Cuma, 19 Haziran 2009

Daha önce ilan ettiğimiz gibi pazar günü Seafest’de yaş sınırlaması olmayan bir festival organizasyonunda çalacağız. Havalar öylesine sıcak ki artık yavaş yavaş kapalı mekan konserleri yerini geniş açık alanlara bırakıyor. Biz de bunlardan bir kaçı için bu hafta boyunca stüdyoda prova yaptık. Üstelik bu sıcakta, öğlen 12 gibi buluşup  önce malum geyikler, memleket gündemi, kim kiminle nerede dedikoduları ve akşama kadar süren prova…

afis1Provanın ortalarında bir yerde neden Ankara’ya gitmiyoruz diye düşündük. Sonra bu konser belirdi. 21′i Ankara’ya götürmemiştik henüz. Sonra bloğa Ankara konseri ile ilgili bir şeyler yazalım istedik. Ankara? yaşanması zor bir şehir gibi buradan bakıldığında. Ankaralılar da İstanbul için benzer hisler besliyor. Redd’le birlikte Ankara sık konser yaptığımız yerlerden biri oldu. Her gittiğimizde de kaybolduk. Ankifest sırasında kaldığımız otelden konsere ucu ucuna yetiştik. Oran geyiği döndü durdu araçta  kaybolmuşluğumuzun siniri içinde. Sahneye ucu ucuna yetişmemize karşın en keyif aldığımız konserlerden biriydi.

Bir de askerlik macerası var tabi ki; Önce Suat Ayyıldız’ı Ankara’ya askere uğurlamıştık. Ara ara çalmaya gittikçe de ziyaret etmiştik Suat’ı. Bir yıl sonra Redd’in iki üyesi için Ankara’nın manevi bir anlamı var; askerlik; 7. caddede tüketilen çarşı izinleri.

reddsuat1Arı Stüdyoları, Ankara 2007 Nisan (Berke Özgümüş, Emrah Günkaya, Doğan Duru, Berke Hatipoğlu, Suat Ayyıldız, İlke Hatipoğlu, Güneş Duru, Ege Göktuna; foto: Turhan Ülgür)

Ankara’nın nesi meşhurdur sahi? Ankara kedisi, Ankara keçisi, tavşanı, Anıtkabir, Melih Gökçek ve her gelişimizde kaybolmamıza sebep olan varyantları, cadı kazanına dönmüş siyaset bataklığı, Ankara kalesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, sağlı sollu bakanlıklar, CHP’nin uzay mekiğine benzeyen çıkıntısı ile yeni merkez binası… ilk akla gelenler bunlar.

kapak31

Ankara sözcük olarak nereden geliyormuş? Frig kralı Gordios’un oğlu Midas’ın gemi çapası bulduğu yermiş burası. Gemi çapasının Anadolu bozkırında işi ne? Bir de şehrin güzelim  logosunun Melih Gökçek tarafından Kocatepe camisi ile değiştirilmesine karşın, Ankara köklü bir geçmişi olan eski bir Anadolu şehri. İstanbul’dan en temel farklılığı belirgin bir memur kenti  kimliğine sahip olması, yani gittiğinizde tarif edilmez bir tuhaflık hissi veren “devlet burada” imgesi. Ankaralı rock gruplarını da unutmayalım, hatırı sayılır bir emeği var her birinin.

81

Son Ankara konserine geldiğimizde sadece Don Kişot’u çalmıştık. Uzun ve keyifli bir konserdi, bir yıla yakın bir süre çalmamıştık. Enerjisi ve paylaşımı çok güzeldi konserin. Galiba önemli bir milli maç vardı o gece. Konser öncesinde kuliste zor çeken bir televizyondan maçı izlerken herkesin teknik adam kesildiği bir geceydi. Yine bir süre kaybolmuştuk, sokak isimleri, Melih Gökçek’in varyantları ve süprizleri ile Eagles’in “Hotel California”sını aratmayan bir otel… Tüm varyantlarına rağmen (bir fotoğrafını koymak isterdik, seçemedik binlercesi var Ankara’da) yeniden Ankara’ya gelmek güzel 25 Haziran Perşembe, Overall’da görüşmek üzere, kim bilir bu kez Ankara’ya dair ne hikayeler biriktireceğiz.

21

Salı, 16 Haziran 2009

Sahir Ünal

Pazar, 14 Haziran 2009

sahirnal

Sevgili dostumuz Sahir Ünal aramızdan ayrılalı yarın (15.06.08) bir yıl olacak. Resimdeki bu gülen adam oldukça özel bir insandır. Hakkıındaki düşüncelerin ortak paydasında hep aynı güzel şeyler vardır. Ne mutlu sana Sahirim. Özlüyoruz, tonla şey paylaştık, güldük, eğlendik, çaldık, kaydettik. Umarız gittiğin yer buradan daha güzeldir Sahirim.

Bir çoğunuz onu Beyaz  Show’dan hatırlayacaktır. Programda davul çalmanın yanı sıra jenerik müziği, metin yazarlığı gibi farklı meziyetleri olduğunu gösterdi hepimize tüm mütevaziliği ile. 1994 yılında Doğan konservatuarda okurken, konservatuarın Eminönü iskelesinin karşısına düzayak, denize nazır kantini vardı. Sahir sabahları kantindeki köşesine çayını içerken o sırada neyi merak ediyorsa onunla ilgili derinlemesine kitaplar okurdu. Birkaç ay borsa üzerine okuyup sonraki ay Sümer medeniyeti üzerine kitapların içinde bulurdu kendini. Okul konservatuar olunca bugün müzik piyasasında olan birçok müzisyen ortaokul ve lise yıllarında renkli siması ile akıllardan eksik olmayacak olan Sahir’i tanımış olurlardı. Sahir askerden döndükten hemen sonra ani bir kararla işletme mühendisliği diplomasını bir kenara bırakıp davul çalmaya başlamıştı. Kısa süre içinde sadece davulu ile değil insancıllığı ve espri anlayışıyla müzisyenlerin kabarık egolu dünyasının en naif kişiliklerinden biri olarak yerini almıştı. 1994 yılında Doğan ve Güneş, Invictus Band adında senfonik rock yapan bir grup kurmuşlardı. Sahir kısa süre içinde grubun davulcusu oldu. Bu sırada Sahir’i daha yakından tanıdık. Huyu, suyu, neşesi, sinerjisi ve sabrı ile nev-i şahsına bir adamdı Sahir. Sayesinde Uluğ ve Serhat gibi nice dostlar edindik.

Barlarda cover çaldığımız yıllarda Sahir’e bir çok teklif geliyordu. Hemfikirdik, profesyonel isimlerle çalışmak onun için daha doğruydu.  Bu sıralar da Berke ve İlke gruba dahil oldu. Bir süre hepbirlikte Invictus Band adı ile çalmaya devam ettik. Gerisini zaten biliyorsunuz. Sahir’le ara sıra ayrı düştük, bazen başka davulcularla çalıştık, kendi gelemese de Sahir bize yeni davulcular önerdi. Ve hatta Suat’ı bize öneren yine Sahir’di. Sahir’le iletişimimiz hiç kopmadı. Ya köşedeki börekçide, ya Kadıköy’de bir yerde buluştuk, konuştuk, paylaştık. 50-50 öncesi Sahir demolarımızın birçoğunda çaldı, fikirleri ile projeye katkı sağladı. Kısacası son 15 yılda enerjisi ile bize çok şey verdi, varlığı ile Redd’in dünyasını zenginleştirdi.

iyi ol Sahir!  (hee Sahirim)