Ocak 2009 için Arşiv

Masal

Çarşamba, 21 Ocak 2009

Bugün Erim Arkman bize ilk şarkının mikslenmiş halini dinletti, dinlediğimiz şey yaz başından beri üzerinde çalıştığımız, bazen bunaldığımız, durup yeniden başladığımız, üzerinde çok kafa yorduğumuz albüme dair çok şey söylüyordu. Kocaman bir sound…

İlk albümümüz 50-50 farklı bir çalışma süreci ve Redd ruhunun ürünüydü. İkinci albüm ise Redd’in disiplini, Alp Turaç ve Erim Arkman‘ın hızlı ve hünerli parmak ve kulaklarının sonunda 11 şarkıdan oluşan Kirli Suyunda Parıltılar 27 günde kaydedilmiş ve mikslenmişti. Albümün hazırlık süreci ise iki, üç aylık yoğun bir prova sürecinin ürünüydü.

Fakat adı üzerinde halen karar kılmadığımız bu albümde daha yeni ve farklı birşey yapmalıydık. Daha çok bizi anlatan, daha çok canlı performanslarımızla örtüşen, yaşadığımız dünyayı nasıl gördüğümüzüdaha daha derinlemesine anlatan bir albüm olmalıydı. Bu ve benzeri konuşmaların ardından şekillendi tamamlanmakta olan albümümüz. Bugün hepimiz duyduğumuz şeyden fazlasıyla etkilendik, umuyoruz siz de çok beğeneceksiniz.

Çok sayıda e-posta alıyoruz albümün çıkış tarihinin geçikmesinden, çoktandır konser vermiyor oluşumuzdan yakınıyorsunuz. Her birini okuyor vaktimiz doğrultusunda cevap da vermeye gayret ediyoruz. İçlerinden bir tanesini Doğan yüksek sesle okudu geçenlerde stüdyoda. Özetle albümün bu kadar geçikmiş olmasını bir türlü istediğimiz şekilde şarkı yazamamış olma olasılığına bağlıyordu e-posta yollayan arkadaşımız (ben daha nazik bir dile tercüme ettim).

Aslında bazen bir şarkı için, bir şarkı sözü ya da doğru zaman için bekleyen albümler vardır. Ancak bizimkisi biraz daha farklı, durdurak bilmeden aylardır bu albümle uğraşıyoruz.

21 şarkılık bir albüm fikri yakın çevremizdeki arkadaşlarımız tarafından farklı şekillerde yorumlandı. Kimilerine göre 21/3: 7 aritmetiğinden üç farklı albüme imza atabilirdik. Bazıları ise kriz ortamında 21 şarkı da neyin nesi derken, ohaaa ve benzeri yorumları da çok kereler duyduk.

21 şarkı sahiden zaman alıyor; provası, kaydı ve kayıt sonrası işlemleri. Doğru zamanlama, magazinel ivmelenme, internet stratejileri, basın pompalamaları gibi bahanelerin ardına saklanmayacak bir grup olduğumuz bugüne kadar anlaşılmış olsa gerek özetle bu gecikmenin sebebi böylesi bir albüm yapıyor olmamız. Yine de gecikme için özür dileriz…

çok az kaldı…

Shine on You Crazy Diamond

Perşembe, 15 Ocak 2009
Çoktandır konser vermiyoruz. Konser talebi ve beklentisi ile çok sayıda mail alıyoruz. Biz de çok özledik çalmayı fakat albüm çıkmadan çalmak istemiyoruz anlayışınız için teşekkür ederiz. Shine on You Crazy Diamond çalmaktan çok keyif aldığımız bir Pink Floyd şarkısıdır. Antalya’da çekilmiş olan bu kaydı sizinle paylaşmak istedik. Yakında yeni albümün şarkılarıyla konserlerde
görüşmek üzere.

Tolga Akyıldız’la müzik üzerine…

Salı, 13 Ocak 2009
Türkiye’de müzik endüstrisi gerçekten bir muammadır. Var mıdır yok mudur bilinmez, bir görünür bir kaybololur. Bir bakmışsınız pop bir bakmışsınız rock moda olur. Rap müzik bir an parlar gibi olur sonra çabucak kenara atılır. Yeni müzik dergileri yeni yazarlar belirir. Etraf müzik menajerleri ve müzik pr’ları ile dolar. Çoğu bu yeni başladıkları işte deneyimsizdir ama çağımız gereği işini iyi bilen gibi görünür, yetenekli olanlar kısa sürede içlerinden sıyrılmayı başarırlar. Bazen yeteneğin gerekli olmadığı durumlar da vardır elbet, ama uzun ömürlü olmayacakları, olmadıklarını deneyimlemek zor olmasa gerek.


Fakat yılda beş-on albüm çıkan yıllarda müzik yazarı olmak hayli zor olsa gerek. Tolga Akyıldız uzun zamandır bu işin içinde olan ender insanlardan. Cumartesi günleri Hurriyet’in cumartesi ekinde yazıyor, bizi de yazdı bir kaç kez. Kirli Suyunda Parıltılar albümünü Pasaj müzikte dinleyen ilk müzik yazarı aynı zamanda odur. Biz Pasaj müziğin balkonunda boğaza nazır kahve içerken Tolga sabırla albümü baştan sona dinledi röportaj öncesi. İlk yorumu da nakaratlar çok geç geliyor radyolar çalıcak mı şarkılarınızı olmuştu. Biz de “radyolar çalsın diye müzik üretmiyoruz demiştik” . Oysa çoğu müzik yazarının albümü bile dinlemeden röportaja gelip ahkam kestiği zamanlar olmuştur.
Nasıl başladın müzik yazmaya?

Müzik yazmaya çok küçük yaşlarda stajyer olarak Hey Dergisi’nde başladım. Seksenli yılların sonuydu. Benim yaşlarımda bir genç kız Sandra Kim, Belçika adına Eurovision’da yarıştı ve birinci oldu. Ben de bir Sandra Kim Fan Club kurmaya karara verdim. Hazırladığım ilanı Hey Dergisi’ne götürdüm Cağaloğlu’na. Daha sonra da defalarca gittim geldim bu ilan meselesi için. Bir gün dediler ki sen yazları burada takılsana… Ben de takılmaya başladım. Sonra okul çıkışları gitmeye başladım, ciddi ciddi müzik yazıları yazmaya başladım. Sonra arkası geldi; hemen hemen çıkan bütün müzik dergilerinde çalışmışımdır. Sonra da Hürriyet Popvirüs geldi. Yaklaşık 9 yıldır da Popvirüs’ü yazıyorum. Müzik yazarı olacak olan arkadaşlar için en önemlisi müziği sevmek tabii. Ama yazmayı da bilmek gerekiyor.

Hürriyet cumartesi ekinde yazdığın yazılara bakınca özellikle son zamanlarda müzik endüstrisinden şikayetçi gibi görünüyorsun sence aklına gelen en önemli sorun ve en doğru çözüm nedir?

En önemli sorun sürekli yanlış teşhisler konuluyor olması. Ve alınan kararların bir strateji kapsamında değil de el yordamıyla alınıyor olması. Arada olan müzisyenlere ve sektör emekçilerine oluyor tabii. Bizim biraz vizyon problemimiz var. Çözümü de sorunun içinde sanki öyle değil mi…

Nasıl bir deneyim yeni çıkan bir rock grubunu algılamak bir müzik yazarı olarak. Mesela redd’i ilk duyduğunda aklından neler geçmişti?

Redd benim için de güzel bir örnek olabilir. Dinlediğim ilk anda farklı bir işle karşılaştığımı anladım. İçine girdikçe de ne kadar kaliteli bir iş olduğunu. Bence sizin hatanız biraz uzak durmak oldu. Sonra dengeyi buldunuz ve kitlenizle buluştunuz. Askere giderken verdiğiniz konseri hala unutamıyorum.

Peki şu anda neler düşünüyorsun. Redd sence neyi ifade ediyor ?

Redd kendi duruşu olan ama piyasayla kurması gerek dengeyi de oluşturma sürecinde olan çok iyi ve özgün bir Türk rock grubu.

Rock müzik halen geniş anlamda kabul görme zorlukları çekiyor. Oysa baktığımızda pop müzik sanatçıları bile rock müzikle ilgili mecralara dümen kırma eğilimindeler. Sence yapımcısından sanatçısına, organizatörlerden, müzik medyasına kadar hatalı bir ilişkimi mevcut?
nedir bunun nedeni? Neden rock müzik bu kadar istikrarsız.

Yani pop müzikle uğraşan biri rock’a dümen kırıyorsa ve bunu becerebiliyorsa bence sorun yok. Bu bir müzisyen olarak gelişimidir onun. Ancak popülerin kökü olan poptan söz etmiyorum sound’u refere ederek söylüyorum yanlış anlaşılmasın.

Rock müziğin istikrarsızlığına gelince… Ben Türk rock diye bir sound’un henüz tam oturduğuna inanmıyorum. Bir gaz verdiler patladı falan diye, sonra baktılar işler öyle yürümüyor çekiliverdi prodüktörler. Şimdi İngiliz, Amerikan sound’u gibi oturmuş bir sound’tan söz edebiliyor muyuz? Hayır. İşte o zaman bahsedebileceğiz. Peki bu nasıl olacak? Siz ve sizinle birlikte iki elin parmağını geçmeyecek grupların dışında kalan diğer gruplar da önce kendi sound’larıyla sorununu çözecek. Sonra bu ortak bir sound’a doğru kayacak evrim süreci içinde.

Eline 21 şarkılık bir redd albümü gelse dinlemeden önce ilk tepkin ne olur? Sence plastik değersizleşirken dijital ürünler yerine 21 şarkılık bir albüm yapmak bu şartlarda delilik mi ?

21 şarkılık albüm double bir albüm olacak tahmin ediyorum. Bu noktada fiyatını düşük tutabilmek çok önemli. Evet plastik değersizleşiyor ama müzik değerliyse ve uygun bir fiyatla sunuluyorsa özellikle Redd hayranlarının büyük ilgi göstereceğini düşünüyorum. Yine de bir sonraki albüm için böyle konuşabilir miyim emin değilim.

Bu kez bizim seninle röportaj yapıyor olmamız bu blogun amaçlarından biri, ne düşündürdü sana?

Ben röportaj yapmayı da benimle yapılmasını çok seviyorum. Güzel sorulardı o nedenle keyifle yanıtladım. Konuşmanın Tolga ve Redd arasında geçiyor olması da işin samimiyetini artırdı bence. Hepinize sevgiler ve beni seçtiğiniz için teşekkürler.

Doğan Duru; bas gitar

Salı, 13 Ocak 2009

Bas gitar ve vokal kayıtları için “GARAJ STÜDYOLARI”ndayız. Tanıdık biri Erim Arkman bu kez kayıt masasında, Doğan Duru ise bu albümle birlikte bas gitarda.