Hrant Dink öldürüldüğü gün İzmir’de konserimiz vardı. Alsancak’tan kaldığımız otele doğru gidiyorduk radyoda haberi duyduğumuzda konser anlamsız bir hale gelmişti. Bütün gün başka bir şey konuşmayıp sürekli haberleri izlemiştik. Sonrasını biliyoruz, iki yıl olmasına karşın henüz dava devam ediyor.
redd’in varoluş sebebi müzik yapmaktır. En çok da istediği ve inandığı gibi müzik. Genel eğilimleri ve satar edebiyatını takmayan türden bir müzik. Hayatı, gerçekleri, etrafımızda olan bitenleri, bizi, sizleri anlatan sözlerle. Bütün bunlar şu kapıya çıkar; etrafımızda olup bitenlerden etkilenen, onlardan beslenen, bazılarını reddetmekten kaçınmayan, kritik eden, muhalif duran, genel eğilimlerden uzak durmayı tercih eden ama herşeye rağmen umut eden bir gruptur redd. Bu nedenle tamamlanmakta olan albüm bütün bu süreçlerin bir parçası, sonucu ve anlamını içerir. 21 şarkılık bu albüm hadi yapalım diye ortaya çıkmıyor…
İçeriği içinde bulunduğumuz yüzyılın dünyasına ve en çok da bu coğrafyanın gerçeklerine dair. Ortaya dökülen sözler, melodiler ve sıralama doğumdan başlayarak insanın en masum halinden, masumiyetini kaybettiği, içine düştüğü kimliğin devinimlerine dair süreçleri anlatıyor. Aşk kadar, sisteme isyan, değiştirebilmeye dair inanç, kaçıp uzaklaşma isteği, yeniden başlamaya pes etmemeye dair umutla son bulan albümde lafı gelmişken söyleyelim Hrant Dink’e atfettiğimiz bir de şarkı var.
Kısacası İsrail Gazze’de esip, Ergenekon her gün yeni bir sansasyonla karşımıza çıkar, Hrant Dink, Uğur Mumcu ve Gaffar Okan’ın öldürülmelerinin ardından yıllar geçip failleri halen bulunmazken, Obama yeni bir dünya vaad eder, dünya ise krizlerle boğuşup dururken, imf ile anlaşmalar tam gaz devam eder, belediye başkan adayları vitrinde boy gösterirken nasıl bir albüm yapılabilirse biz de öyle bir albüm yapıyoruz.
