Redd’in sesi-soluğu; Erim Arkman

Kirli Suyunda Parıltılar albümü bizim ikinci stüdyo albümümüz. O yıl çıkmış en iyi albümlerden biridir. Kendi albümümüz diye söylemiyoruz. Bu çalışmada en fazla emek harcayan isimlerin başında Erim Arkman gelir. Erim sadece kaydı yapmakla kalmadı kısa süre içinde ekibin bir parçası ve de en iyi dostlarımızdan biri oldu.


Erim kimlerle çalıştın bu zamana kadar? dinlediğimiz hangi albümlerde… istersen biraz bununla başlayalım. İktisat oku sonra ses mühendisi ol! Anlatsana biraz…

İktisat okumak kesinlikle verdiğim en yanlış kararlardan biriydi. 18 yaşındaydım ve ailem okuyup bankacı yada bir şirkette yönetici olmamı istiyordu haliyle ve bu benim müzik işinde yaklaşık 10 yıl kaybetmeme neden oldu. Uzun yıllar çeşitli gruplarla sahne müzisyenliği yaptım fakat bunu bir projeye çeviremediğim için ve artık barlarda çalışmaktan çok sıkıldığım için müziği ses mühendisliği alanında devam ettirmeye karar verdim. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle MİAM’ın sınavlarına girdim, aslına bakarsanız pek umudum yoktu ama tam burs kazanınca bir anda her şey değişti. Miam’ı kazandığım ilk sene ATM’de Alp Turaç ile birlikte çalışmaya başladım, 3 sene içinde aralarında REDD’in de olduğu yaklaşık 56 albümde çalışmışım, tabi bu büyük bir tecrübe oldu.

Geçmiş yıllara oranla albümlerin yapım süreçleri iyice sınırlandı. Eskiden daha uzun stüdyo zamanlarının aksine kısıtlı bir zamana hapsediliyor projeler. Bunun sebebi sadece ekonomik mi ? yoksa, ses kartını bilgisayarına takan herkesin evinde piyasa sunulmak üzere bir albüm yapabileceği inancı ile beslenen bir tür yanılgı mı bu? Kimseyi tenzih etmiyoruz…

Evet, müzik piyasasının iyice daraldığını ve yapımcı firmaların stüdyolara büyük paralar yatıramadığını hepimiz görüyoruz. Bunun yapımcı firma tarafından bakıldığında sebebi tamamen ekonomik. Evlerinde çok güzel çalışmalar yapan müzisyenler var fakat tecrübe ettiğim kadarıyla evde bir album kaydı yapmak zaman açısından daha büyük problemlere yol açabiliyor, evin rahatlığına kapılıp aylarca hatta senelerce bitmeyen album kayıtlarına şahit oldum. Stüdyo her ne kadar zaman açısından kısıtlı gibi görünsede , o kısıtlı zaman müzisyenleri üretim açısından bazen daha verimli olmaya zorlayabiliyor. Bence albüm öncesi hazırlığını yeterince yapmış bir grup, verimli bir stüdyo çalışmasıyla çok uzun sürelere ihtiyaç duymadan sonuca varabilir.
Youtube, Myspace ve benzerleri… artık insanlar kendi albümünü evde yapıp, kendi istedikleri yerde yayınlıyorlar. Müzik sektörünün üretim aşamasından başlayarak iyice ufalması son birkaç yılda nasıl etkiledi bizi, seni, onları? Nereye gideriz bu anlayışla?

Bu sadece müzikle ilgili bir konu değil aslında, dünyanın genel olarak sürüklendiği bir nokta var. Bilgisayarının başında her şeyi yapabileceğini düşünen, kimsenin tecrübe ve emeğine saygı göstermeyen bir nesil türedi.

Evde müzik yapılmasına karşı değilim ve üretim açısından destekliyorum, müziğin belli bir zümre yada elit bir kitle tarafından sahiplenilmesine de karşıyım. Herkes dilediği kadar müzik yazsın, kaydetsin, mikslesin fakat hayatının 20-30 yılını müziğe harcamış bir müzisyen yada gruba 13 yaşında bir çocuğun internet üzerinden acımasızca saldırması bence hiç adil değil.

İnsanların youtube yada myspace üzerinden üretimlerini paylaşmaları da güzel, duyduğuma gore Guns’n Roses’ın yeni albümü önce myspace sayfalarında yayınlanacakmış. Eskiden müziğin ve müzik albümlerinin bir medyum olarak koleksiyon değeri vardı. Bu zaman içinde plaktan kasede, oradan Cd ‘ye doğru evrimleşti. En son mp3 tarzı sıkıştırılmış ses formatlarının yaygınlaşmasıyla müziğin paylaşılabilirlik ve depolanabilirlik kabiliyeti arttı. Artık sıradan bir bilgisayar yada ipod içinde binlerce album, şarkı, film depolayabilmeniz mümkün. İnsanoğlu doğası gereği para vermeden elde edebileceği bir şeyi para vererek almayacağı için, bedava mp3 indirip dinlemeye devam ediyor. Plak şirketleri, büyük stüdyolar yavaş yavaş kapanıyor.

Müziğin en gerçek durumu olan konserler ve performanslar daha çok önem kazanmaya başlıyor. Bence Redd gibi sahnede iyi müzik yapan gruplar için, bu büyük bir avantaj.

Şimdi Redd sorularına geçelim öyleyse? Nasıl bilirsin Redd’i….

İyi bilirim. Aslında Doğan ve Güneş’i çok eskiden tanıyorum, bir hemşerilik durumumuz var kendileriyle, ortak arkadaşlarımız, sevgililerimiz vesaire… Alp, beni bir gün arayıp Redd, ATM’ye albüm kaydına gelecek dediğinde şaşırmıştım, tabi onlar da karşılarında beni görünce çok şaşırdılar. Birlikte uyumlu bir albüm kaydı süreci geçirdik, iyi hazırlanmışlardı ve işlerini çok ciddiye alıyorlardı o yüzden çok hızlı ilerledik. Sonra eski turne menejerleri Emrah Beyefendi, bana konserlerinde Redd’e ses teknisyenliği yapmam konusunda bir teklifte bulundu ve kabul ettim. Sonra uzun bir süre konserlerde ve takip eden albümlerde birlikte çalıştık. Birlikte çok keyifli ve zaman zaman da o kadar zor zamanlar geçirdik.

Redd’i şöyle bilirim; kesinlikle çok iyi müzik yaptıklarını düşünüyorum, sözlerinin arkasında duran, dünyanın gidişatı üzerine her zaman söyleyecek sözleri ve yapacak şeyleri ve bir duruşları olan insanlar. Kendimi her zaman grubun bir elemanı gibi hissettim, ve her zaman seve seve kendileriyle çalışmak isterim.
Kirli Suyunda Parıltılar albümünden, kayıt sürecinden hatırladığın şeyler var mı bize dair? Komik, eğlenceli, aklına ne geliyorsa?

Komik şeyler hep yaşadık, benim kendi adıma hatırladığım çok yoğun bir kayıt süreci olduğuydu. Grup ara sıra mola verip bir şeyler yiyip içiyordu ama ben sürekli çalışarak bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyordum.

Unutmadık! sadece Kirli Suyunda Parıltılar değil, Plastik Çiçekler ve Böcek ve Gecenin Fişi Yok albümlerinde mix ve mastering leri de yaptın… playstation’da kah yendin kah YENİLDİN. Ama en önemlisi ve keyiflisi konserlerde birlikte çalıştık. Çalışacağız umuyoruz da. Redd’le çalışmak nasıldır? Sensiz bir Ankara konserine gittik bizden önce ünümüz gitmiş “Redd hiç bir şeyi beğenmez, 5 saat soundcheck yapar” diye.

Evet ben de unutmadım. Çalıştığım en keyifli albümler arasındadır Redd albümleri. Redd ile çalışmak aslında çok da zor değildir, evet soundcheckler zaman zaman çok uzun sürüyordu, ben hem FOH hem de Monitor teknisyenliğini tek masa üzerinden yapmak zorunda kalıyordum ve ilk başlarda olaya çok hakim olmadığımdan ve Redd sahne üzerinde ki ses konusunda çok titiz olduğundan, 5 saat olmasa da 1-1.5 saatlik soundcheckler yaptığımız oldu.

Redd’le çalışmanın en keyifli yanlarından biri birlikte yolculuk yapmaktır. Kendinizi her an sosyolojik bir bir tartışmanın orta yerinde, bir play station maçında, müzikle ilgili bir sohbette, ya da bir dürümcüde yemek yerken bulabilirsiniz. Dediğim gibi her zaman kendimi gruptan gibi hissettiğimden, birlikte eğlenip yeri geldiğinde de bize yanlış gelen şeylere birlikte tepki verebiliyorduk bu benim için çok önemli.

Play Station’da yenilme kısmına gelince editlenmemiş takımla oynasınlar darmadağın ederim…

21 şarkı, 70 küsür dakikalık bir albüm. Kolay gelsin bize… Nasıl olur sence?

21 şarkılık bir albüm olacağını duyduğumda ilk başta biraz endişelendim doğrusu. Kısıtlı stüdyo zamanında 21 şarkıyı yetiştirebilmek biraz zor olacak gibi geldi bana, fakat sanırım kayıtlar canlı olarak yapılacak ve Redd uzun zamandır albüme hazırlanıyor. Bu en büyük avantaj. Plastik çiçekler ve böcek albümü de canlı olarak kaydedilmişti ve sonuç gayet başarılıydı. Piyasa kaygılarında uzak bir albüm olacağını düşünüyorum ve 21 şarkılık konsept albüm ortaya koymak her grubun harcı değil.

Bu bir iddiadır ve bence Redd bu Türkiye’de bu iddiayı ortaya koyabilecek tek grup.