Kayıt öncesi yaptıklarımızı dinliyoruz defalarca, kayıt sırasında ufak değişiklikler ya da eksik kalmış yerleri bulmak için… Tüm şarkıları dinleyince nasıl hissettin, geçmişten bugüne ne değişiyor?
50-50’de sahnede yeni bir grup vardı. Şarkıların bağımsız hikayeleri o zamana dek biriktirdiklerimizi anlatıyordu. Albümün genel havası naif ve sakindi. Kirli Suyunda Parıltılar bizim için çok önemli bir albüm olmuştu ve en önemlisi bizi daha doğru tanımlıyordu. Albümde öylesine varolmuş bir şarkı yoktu. Dışarıda bıraktığımız şarkılar bile olmuştu, “Senden Sonra” gibi. Plastik Çiçekler ve Böcek ise bir günde kaydedilmiş ve hiç de mutlu olmadığımız bir zamana denk geliyor; askerlik öncesi. Yine de en yalın, en hakiki halimiz ortaya çıktı. Bizim için önemli bir albüm oldu.
Yaz başından bu yana üzerinde çalıştığımız, konuştuğumuz ve düşündüğümüz albümse bizi daha çok bize yaklaştıran bir albüm. Dinlendiğinde farklı hissettiren ve içine çeken bir albüm oldu galiba. Ben ne kadar objektif olabilirim bilmiyorum.
Nasıl bir süreç izledik, şarkıların ortaya çıkma süreci, demo kayıtları vesaire, anlatsana?
Önce stüdyoyu yeniledik, tüm yalıtım ekipmanları değişti. İçerdeki zemin ve ışıklandırmayı değiştirdik. Tebdil-i mekanın gazı ile çalmaya başladık. Haziran gibi birkaç şarkı ortaya çıktı. Onlar üzerinden çalışmaya başladık. Rahat bir süreçti. Sert çaldık her şeyi o dönemde. Ege Göktuna ve Berke Özgümüş “Rock n Roll” diyip bizi azdırmaya çalıştılar. O dönemde birkaç demo kaydettik. Sonra sıcak, ruh halleri… ara verdik bir süre. Ben önce Konya’ya sonra da Aksaray’a gittim. Galiba iki ay müzikten ve her şeyden uzak durmak iyi geldi. Siz de İstanbul, tatil falan aynını yaptınız belki ama ben daha ücradaydım. Döndüğümde bu aranın herkese iyi geldiğini gördüm. Zaten biz kavurucu sıcakta albüm yapamıyoruz galiba.
Sonra şarkıları ve sıralamalarını konuştuk, bölümler belirmeye başladı. Biten şarkıları içerde çalarken kayıt yapan bir AKG ve SM57 ile kaydettik. İyi ve temiz bir kayıt için çok uğraşmadık. Yine de fena olmadı. Belki bir ara demolardan oluşan bir “Best of the Rest” yapmalıyız.
Albümde 21 şarkı var, daha önceki albümlerin iki misli, önceki albümlerde insanların bilmediği şarkılar var. Albümler sadece videokliplerden oluşur gibi bir algı oluşuyor…
Çünkü pek az insan albüm alıyor. Nasıl olsa tüm videolar youtube’da var.
Evet. Kendi aramızda konuşuyoruz, burada da paylaşmalı diye düşünüyorum. Nasıl bir ifade biçimi daha yerinde olurdu bu albümü tanımlamak için?
Dünyada örnekleri var, keşke bu hikayenin bütününü filme çekebilsek. Ne kadar büyük bir anlamı olduğunun altını çizebilsek. Belki deneriz bilmiyorum…Türkiye keşke ortak çalışmalara açık bir ülke olsa…
Sahnede çalarken yapıcaz bunu, hikaye olduğunu, bunun hepimizin içinden gelen hikayeler olduğunu şarkılar kadar sahnede olanlarla da anlatacağız. Bu albümün belki de en kıymetli tarafı bu benim için.
21, ruhun ağırlığı, kartonet için Adnan Elmasoğlu ile buluştuğumuzda oturduğumuz yerin karşısındaki apartmanın numarası 21… Londra’da kaldığım victorian evin kapı numarısı 21.
Albüm bittiğinde şarkıların toplamı 21′di. Tuhaf bir tesadüf. Doğum, masumiyet, aşk, çoşkular, masumiyetin kaybedilişi, sıkıntılar, hayal kırıklıkları, ölüm, yeniden doğmak… albüm bütün bunları anlatıyor. Herkes kendinden birşeyler bulacak hikayelerde.
Albümün ismini açıklayalım mı?
Sanırım biraz daha sonra, herşeyi ile netleşince açıklasak daha iyi olur.
Başka neler yapıyorsun?
Provalardan pek vakit kalmıyor başka birşeye, erken uyanmak ve geç uyuyarak başka şeyler için zaman yaratmaya çalışıyorum. Doktora yapıyorum herkesin bildiği üzere, yakında da yine bir jurim var. Biraz sıkıntılı ama böylesi güzel. ilkokuldan beri aralıksız bir eğitim süreci. Öğrenecek çok şey var. Bazen bir yerlere yazı yazıyorum, müzik kadar yazmayı da seviyorum. Kendimizi bir kalıba döküp orada sıkışıp kalmakla geçmez bu hayat çünkü.
Hepimizin de benzer tarafları var…dünyaya gelmemizin bir nedeni olmalı…

