Ne olmaya Geldik Nasıl Olduk… Öykü Onur Tanyel’le bize dair.

2005 yılında 50-50’yi yayınladığımızda rock müzik ortamından pek haberdar değildik. Rock müzik ortamının belirleyicileri bizim gözümüzde şarkıcı ve gruplardı. Televizyondaki müzik programları ve müzik dergilerinden tabi ki haberdardır ancak özellikle internet ortamındaki forum ve web siteleri hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. 50-50 albümü hem bizim hem de yayınlayan Stardium’un ilk albümüydü. Bu nedenle yayıncı şirket de Türkiye’de sözde yükselen rock müzik ortamına aşina değildi.
2002 yılı sonbaharı, demolarımızdan biri.

Bizim için eski olan ve 50-50’ye koymayı düşünmediğimiz “Mutlu Olmak İçin” albümü dinleyen çoğu insan için çıkış parçası olarak görülmüştü. Biz de bu şarkıyla çıkmaya ikna olduk. İlk klibi çektiğimizde bile albümü tam olarak nasıl bir ortama sunduğumuzdan emin değildik. Yapımcı şirket (Stardium) şarkıyı ilk hafta sadece Powertürk’e vermişti. Mutlu Olmak İçin televizyon ve radyoda gün içinde defalarca döndü. Diğer müzik televizyon ve radyoları şarkının öncelikli olarak Powertürk’e verilmiş olmasından biraz rahatsız olmuştu.

Mutlu olmak için…ilk klip deneyimimiz aynı zamanda, karlı bir şubat günü.

Klipte dört kişi olmamız, bas gitar ve davulun gözükmemesi bize dair önyargıların temellerini atmıştı. Rock müzik dinleyici kanlı canlı davul ve bas gitar görmek istiyordu. Albümde bas gitar ve davulun bilgisayardan çalındığı bile söylendi. Kimilerine göre Redd yeni türeyen bir proje grubuydu. Oysa 1996’dan beri bir arada çalıyorduk. Kendimizi tanıma ve anlamamız dört yılı almıştı. 2000 yılında kendi şarkılarımızı yayınlamaya karar verdik. Beş yıl boyunca şarkı ürettik, ayağımıza gelen albüm olanaklarını bazen reddettik, ekonomik krizler, kapanan plak şirketleri ve benzeri nedenlerden ancak 2005 yılında ilk albümümüzü yayınladık.

2003 bahar, Burgaz adada çekilmiş bir fotoğraf (Dön be dünya! daha sonra 2006′da Kirli suyunda Parıltılar albümümde Dünya ismiyle yeni haliyle yeraldı).

50-50’nin ilk röportajları başladığında hissettiğimiz gibi cevaplar verdik. Basın için en yaratıcı soru grubun adının neden redd olduğuydu. Genel olarak röportajlarda bizden belirgin bir tevazu, önceki ya da mevcut gruplara övgü beklentisi vardı. Bunu açık etmek içinde röportajı yapan kişinin sorduğu soru –genelde kimleri seversiniz, kimlerden etkilendiniz… gibidir. Oysa biz diğerlerinden farklı bir yol izlemiş amatörlük sürecimizi albüm yayınlamadan geçirmiştik. Niteliksiz işlerle başlayıp bugün beş albüm yayınlamış bir grup olurduk. Bir hafta içinde onlarca röportaj vermiştik, bizden tevazu beklentisinde olanlar çoğunluktaydı. Bir de Stardium bizi reddedemeyeceksiniz… şeklinde sununca basın röportajlara bilenip geliyordu kim bu yüksek güven sahipleri diye… Biraz bizim biraz Stardium’un biraz da basının kendisinden kaynaklanan limoni ilişkinin temelleri ilk albümden itibaren atılmıştı.

Stardium’un bahçesi, röportaj için foto çekimi, foto çekimlerinden hiçbir zaman hoşlanmadık.

Albümün tanıtım konseri Stüdyo Live’da yapılacaktı. Bu bizim ilk konserimiz olduğu kadar Stardium’un yayınladığı ilk albümümdü ve ilginçti ki bu, Stüdyo Live’da yapılacak ilk konserdi de aynı zamanda. Farklı hazırlandığımız bir gece olmuştu, daha önce benzer bir albüm lansmanı pek yapılmamıştı. Bu bile bazı yazarları rahatsız etti. Google’da ararsanız hiç de bizi anlatmayan eleştirileri bulma şansınız olacaktır o geceye dair. Şaşkınlık içinde ilk konserimizi verdik. İçerde ne kadar müzik yazarı vardı bilmiyoruz, çünkü kimseyi tanımıyorduk.

Konser sonrası Stüdyo Live’in bitmemiş kulisinde neredeyse yerde otururken içeri Öykü Onur Tanyel girmişti. Güven Erkin Erkal işi olduğu için röportaj işini Dream Tv yönetmenlerinden Öykü’nün üzerine yıkmıştı. Öykü, hafta boyunca yaptığımız röportajlardan daha gerçek ve samimi bir tavırla hepimizin hala hatırladığı soruyu sordu.

Sizin için snob diyorlar, ne diyorsunuz buna…

Öykü ile o röportajdan sonra sağlam bir dostluğumuz oluştu. Bazı mesai arkadaşları Öykü’yü Reddci olmakla suçladı… Oysa bizim Öykü ile ilişkimiz hiçbir zaman Redd merkezli, menfaate dayalı bir ilişki olmadı. Bu yüzden bu blog Öykü[süz] olmazdı.

Kimdir Öykü Onur Tanyel? Tanımayanlar için…

2000 yılında okul bitince futbol hakemliğini de bitirip İstanbul’a ailemin yanına geldim. ÖSS’ye nanik yaparak efsane gazete Cumhuriyet Gazetesine stajyer muhabir olarak kendimi zorla aldırdım. Cumhuriyet Gazetesi’nin siyah beyazdan renkli baskı dönemine geçişine ekonomi servisinde çalışırken tanıklık ettim… Sonra üniversite yıllarında kurduğum hayalim; üniversitelere yönelik tek TV programını yapmak için Cumhuriyet Gazetesi’nden ayrılıp Cağalloğlu’nda yürürken bu tip hareketlerin kriz zamanı yapılmaması gerektiğini işte o anda anladım.
Kapı kapı 1,5 sene Üniversiteli TV programını dolaştırdım. Bir sponsor buldum ve Numberone TV’de televizyonculuğa başladım… Üniversiteli’yi hazırladım/sundum, aynı dönem içinde Numberone TV program sorumluluğu yaptım… Bir gün kafam attı, Numberone TV’den ayrıldım.
İşte o dönemde Dream TV açılıyordu… Kısa süre içinde Numberone TV’den 5-6 arkadaş ile birlikte artık Dream TV forması giyiyorduk.
Yüxexes, Hotdog, Punkart gibi Dream TV’’nin ilk programlarının yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptım… Yine Dream TV’nin ilk yıllarında Güven Erkin Erkal’la “Yavuz Çetin Belgeseli”ni, Hakan Tamar’la da Roxy Müzik Günleri Tarihçesi gibi yapımları uzay boşluğuna gönderdik….
Festivallerde canlı yayın yönetmenliği benim en severek yaptığım işler oldu Dreanm TV… Birde yaklaşık 1,5 senemi alan “Kızılok/ bir sanatçıyı anlamak belgeselini” hazırladım/ sundum… Yine bu dönemde Yüxexes Dergisi’ne “siyasi-müzikal” yazılarımı “Son Söz” başlığıyla yazdım…
Sonra sizinle aynı dönemde askere gittim ve Dream TV dönemi benim için bitti… Dream TV bitince Yüxexes Dönemi’de bitmiş sayıldı. Birinci Dünya Savaşı Hikayesi gibi Almanlar yenilince Osmanlı’da yenilmiş sayıldı.

Bugünlerde neler yapıyorsun?

Askerden döner dönmez, Trend Show’dan içerik sorumlusu olmak ve “tek kelimeye sığmayan şişman aktiviteyi, ilham verici bir festivale dönüştürmek” için teklif aldım. Şubat 2008’den beri Trend Show’dayım, yine bu dönemde Umut Kuzey’i kıramadım ve Numberone TV’ye 13 bölümlük Konuşarock’ı hazırladım.

Redd’i nasıl duydun, nasıl bildin, nasıl anladın?

Dream TV’deydim o zaman ve Yüxexes’i yapıyordum. Bir öğlen işe gitmek için hazırlanırken, Power Türk TV’de daha önce hiç dinlemediğim bir grubun videosunu gördüm videonun sonuna kadar bekledim, klibin sonunda ki KJ’ yi okumak ve grubu öğrenmek için ama KJ yoktu. Şirkete gider gitmez çalışma arkadaşlarıma izlediğim bu gruptan bahsettim, herkes şaşkın şaşkın baktı çünkü ben onlara Bir Türk Rock grubunu soruyordum üstelik eski değillerdi ve Yüxexes’ in yönetmeni soruyordu. Sonra akşam üstü tesadüfen videoyu masamda buldum. Sonra hah işte bu dedim “Mutlu olmak için – Redd” ve bir basın bülteni “reddedemeyeceksiniz…
Nasıl buldum? İlk izlenimler… Şehirli sözlere sahip, şık çocuklar, dertleri var yaşadığımız zamanın ruhuyla ilgili… Beni çeken en önemli özellikleri ise “popüler kültürü red etmeleriydi”. Ve beklide en büyük sıkıntıları bu olacaktı …

DVD’yi projesinde senin de yer almanı çok istemiştik. Belki başka bir tane yaparız ileride, var mı bizimle ilgili bir hayal ya da keşke olsa diyeceğin bir proje?

Bu ülkede yüzlerce rock müzik konseri çeken iki kişiden biriyim. Son zamanki rock gruplarını en az iki ya da üç kez çekmişliğim var. Kendimi bu konuda yeterli görüyor ve halen geliştiriyorum. Harika bir Pentagram DVDV’sinin sonunda ismim yazarken Redd DVD’sinde de emeğim olsun istedim. Üstelik onların yaptığı mükemmeliyetçi işlere belki bu noktada katkım olabilirdi…
Burada önemli nokta şu ki Redd‘in yaptığı videolara bakın; sektörün çok üstünde işler… Çok doğru yönetmenler ile çalıştılar bugüne kadar, Mete Özgencil ilk albümün videolarında, ikinci albümde Cemil Ağacıkoğlu çok güzel işler yaptı…
Redd; çok temiz ve zengin bir sounda sahip. Harika ve zekice sözler hazırlayıp dinleyicisine sunuyor…. Üstelik bu Don Kişot grubun yanında Sanço Panço’luk yapabileceğim tek husus sanırım DVD’idi ….
Sizinle ilgi projem var buradan açıklayım sizde öğrenin bari 2009 yılının ortalarında benim Don Kişot’luk yapacağım bir belgesel olacak ve müziklerini Redd yapacak… Ufukta canavarlar var… Hazır mısınız Eeee “dünya bir roman değil mi ve üstelik kahraman olmak lazım illaki….?”

Albüme dönemlim, 2005’den bu yana iki albüm, bir akustik canlı albüm ve bir de konser DVD’si yayınladık. Şimdi de farklı bir albüm üzerinde çalışıyoruz. Bu kadar üretken olmamız dışarıdan kibirli ve hırslı insanlarmışız gibi mi gözüküyor sence? Ne düşünüyorsun?

Redd için kullanıldığını söylediğin bu iki kelime düşündüğünü ifade edemeyen insanların bilinçli yanlış kelime seçimleri aslında “kibir” ve “hırs”… Kendi derinliğini bilen, sürekli üreten, sıkıntılı hayatın üstüme üstüne giden, yılmadan giden bir grup Redd; bu üretim inatçılığı “hırslı” bu duruşta “kibirli” diye ancak üretim kabızlığı çekenlerin sığ dimağlarının hallüsilasyonudur kendilerine o da akşam rahat uyuyabilsinler diye… Bu ve benzeri durumlar tarih boyunca tüm sanatçıların karşısına çeşitli şekillerde çıkmıştır…. Anlayışlı olmak lazım.

Nasıl bir albüm yapmamızı isterdin ve sence nasıl bir albüm yapıyoruz?

Albümde bol bol kemanlar olsun birde düetler olsun, Şaka şaka…. Redd, Redd gibi albüm yapacak bende ne yapacaklarını merak ediyorum. Öyle ki iki albümü var Redd’in birde akustik… Dolayısıyla profesyonel müzik yaşamlarında 3 adet bandrollu CD’leri ve kocaman profesyonel müzik yaşamının sağladığı yepyeni algılar sanırım bu süreç Redd’in başka bir şey üretmesine sebep verecek… Öyle ki hayal kırıkları, geçeklerin tokat etkisi, yenen kazıklar, dönen dolaplar onları daha da derinleştirecek; ruhlarına sıyrıklar atarken o ruhlar dimağlarına neler emredecek… O dimağlardan, kelimeler akacak, kelimeler notalara sarılacak biz de keyifle dinleyeceğiz …. Sıkıntı yok, güzel olacak hem de çok güzel… Üretim için bu sıkıntıyı çekmek lazım. Redd bunu gayet iyi biliyor ve geleceğe kalmak da zaten böyle oluyor…

Redd’i nerede görüyorsun?

Müzik TV’leri videoları yayınlarken müzik dinleyicisinin bir şeyi ıskalamasına vesile oluyor kanımca …. Albüm dinlemesine. Öyle ki Redd iki albüm yaptı ve 8-9 video ile müzik kanallarında yer aldı. Müzik tüketicisi tembelleşirken, videolar ve videosu yapılan şarkılarıyla sanatçı ve gruplar tanındı halbuki albüm denilen bir şey var. Redd’in iki albümünde müzik tüketicisinin atladığı 10-15 şarkı daha var ve bu şarkılar gelecekte keşfedilmek üzere bekliyor….
Bakın görün 10 yıl içinde Redd en fazla cover’ı yapılan grup olacak… Daha somut bir örnek vermek gerekirse Redd’i ben; 10 yıl sonra bugün MFÖ hangi noktadaysa, müzik dinleyicisinin gözünde ve kulağında işte o noktada görüyorum. 10 yıl sonrada bugün gibi grup müziği yapan, geçmişte ıskalanan şarkıları dillere pelesenk olan zaman zamanda Doğan Duru’nun solo albümleriyle dinlediğimiz bir grup olacağınız inanıyorum değil biliyorum. Üstelik yalnızlaşan ve her geçen gün daha da mekanikleşen insanlar, bir gün anlayıp plastik çiçekler arasında böcek olmanın çok daha makbul olduğunu kabul edince taşlar Redd için oturmuş olacak…

Sağır Sultan’ın bile bildiği gibi medyayla ilişkilerimiz malum… Neden sence?

Gıcıksınız ondan…. Sen ülkenin en çok sevilen TV Show’una gel, Hala aşk var mı? ’yı söylerken “canlı yayındaki şeytanları parmağınla göster” sonrada muzurluk yapmış hınzır rockçılar gibi değil evet dedim oh be dedim öyle değil mi şeklinde dur… Sonra neden böyle? Bu ülkede doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar onuncusunun da kapısını kilitlerler. Bir de sağır sultanın duyduğu şey kocaman medyanın aslında küçücük olduğu gerçeği ile birlikte körler sağırlar birbirini ağırlar durumu değil mi?

Aleladelik ve vasatlık cağında inadığını söyleyen birileri çıkarsa şayet; durumu bilen ama işine gelmediği için salağa yatanlar kızarlar, Redd…

Bize birer isim taksana, senin gözünden…

En eğlenceli kısıma geldik… Ben takıyorum, siz paylaşın bakalım sizde aynı fikirde misiniz… Huzursuz, huysuz, artiz, inatçı, deli. Öte yandan bir şeye dikkat ettim böyle yan yana yazına grubun kendisi ortaya çıktı…