Ekim 2008 için Arşiv
Güneş Duru Pafil için yazdı…
Cuma, 31 Ekim 2008İlke Hatipoğlu
Cuma, 31 Ekim 2008
İlke Hatipoğlu herkesin bildiği üzere Redd’in en genç üyesi. Onunla ilk çalmaya başladığımızda İlke 17 yaşındaydı, başlarda çalmak istemedi zor da olsa ikna ettik. Berke Özgümüş’ten sonra stüdyoda en çok alan işgal edenlerden biri de ilke. Berke yeni bir davul ekipmanı, İlke’de yeni bir klavye ile karşımıza çıkıyor. Bu bilgi sanırım albümdeki klavye ve davul sound’u hakkında az da olsa fikir verecektir.
Fena değil demekle yetineceğim sanırım. Yeni bir albüm yapmanın heyecanını duyuyorum ama var olmadığı iddia edilen ekonomik kriz bir yandan beni ciddi ciddi düşündürüyor. Son zamanlarda stüdyo provaları o kadar çok vaktimizi alıyor ki albüm dışında fazla yapacak bir şey kalmıyor. Geri kalan zamanda mümkün oldukça kafa dinlemeye sessiz ortamlarda vakit geçirmeye özen gösteriyorum. Berke (Özgümüş) grupta çalmaya başladığından beri stüdyoda sessiz bir ortam yakalama imkanı olmuyor.
Senin hikayen de aynı mı? “4 yaşında piyano dersleri almaya başladım” bale de var mıydı?
Erken yaşta başladım klavye çalmaya ama piyanoya geçişim biraz uzun sürdü. Hiç ders almadım. Kendi kendime 7 yaşımdayken babamın eve aldığı ufak bir orgu kurcalayarak başladım müziğe. Babam gitar çaldığı zamanlar ona eşlik ederdim bu yüzden biraz şanslı hissediyorum kendimi çünkü daha o yaşta ilk öğrendiğim şarkılar Procol Harum, Beatles gibi gruplara aitti. İlerleyen senelerde yine dinlediğim müzik tarzlarından ötürü hammond orga merak saldım. Üniversiteye girdiğim zaman da tesadüfen ilk hammonduma sahip oldum. Berke’nin de müzikle ilgisi benden daha geç başlamasına rağmen bunu daha profesyonel noktaya getirmem onun sayesinde oldu.
Bale konusuna gelince ben ikinci çocuk olmanın şansını yaşadım sanırım. Berke’nin baleye başlamasıyla bitmesi aynı zamanda oldu bana sıra hiç gelmedi.
Albüm provaları bitti artık kayıt süreci başlayacak, nasıl oldu albüm sence?
Uzun bir ara vermiş olmanın sabırsızlığı vardı üzerimizde. Bu motivasyonu stüdyoyu yenileyip farklı bir çalışma ortamı sağlayarak daha fazla katladık. Bu yüzden de süreç aslında diğer albümlere nazaran daha hızlı oldu. İlk albümde 10 şarkıya 6 ay vakit harcarken 4 ay içinde 20’den fazla şarkı hazırladık. Biraz yorucu oldu ama çıkan sonuç benim için çok tatmin edici. Kayıt süreci de en az provalar kadar keyifle geçecektir ama o kadar yorucu olmayacağını düşünüyorum. Önce ki albümlere nazaran çok farklı oldu. Bunun bilinçli olmaması hoşuma gidiyor, çünkü bu planlı bir farklılık değildi bu. Geçtiğimiz süre boyunca daha uzun süre birlikte çalmış olmanın farkıydı sadece.
50-50, Kirli Suyunda Parıltılar, Plastik Çiçekler ve Böcek, Gecenin Fişi Yok ve yeni albüm… Her birini tek bir cümlede anlatsan nasıl anlatırdın? Uzun yoldan sormaya çalıştığım şu; bu albüm diğerlerinin neresinde duruyor?
Tüm albümler farklı dönemlerimizi çok net anlatıyor bana.hepsi bizim hikayemizin farklı parçaları.sözlerden sounda kadar her şey o an nasıl bir modda olduğumuzu anlatıyor.En güzel örneği de sanırım askere gitmeden evvelki ruh halimizi anlatan Plastik Çiçekler ve Böcek albümü ile Gecenin Fişi Yok dvdsidir.Yeni albüm de hikayenin devamı ve bana göre çok heyecan verici.
Berke Özgümüş ve büyük davulundan sen de rahatsız mısın? Stüdyoda kapladığı alan ve çıkardığı ses açısından… Şaka bir yana Berke’nin çalıyor olması ne gibi farklar getirdi müziğimize, dilimize demiyorum dikkat edersen?
Berke grupta çalmaya başladığı günden beri kelime haznem genişledi diyebilirim. Askerdeyken çok faydasını gördüm sağ olsun. İlk geldiğinde el yapımı normal insan boyutlarında bir davulu vardı. Vakit geçtikçe davulu inşa eder gibi büyütmeye devam etti. Baştan bilseydik bir daha düşünürdük herhalde. Davulun sesine gelince ne kadar haklı olduğunu görebiliyorum çıkan sonuç çok güzel. Bazen şaşırıyorum bu kadar yüksek volümle çalıp bizi sağır edebilen adam nasıl olur da jazz çalabiliyor…
Sevmediğimiz şarkıları albüme koymayız, her şarkı üzerinde titizlenen insanlarız peki bu albümde seni en fazla etkileyen şarkı hangisi?
Bu provalarda da çok fazla şarkı eledik ve sonunda 21 şarkıda karar kıldık. Sonuca gelene kadar çok uzun ve yorucu tartışmalar yaşadık. Sanırım en çok etkilendiğim şarkılar da ortak noktaya en kısa sürede ulaşabildiğimiz şarkılardır. Bu albümde kısa sürede ulaştığımız çok sayıda şarkı var.
Hammond yoğunluğu nedir bu albümde ilk albümlere nazaran? Bir de bize ekipmanından söz etsen biraz…
Bu albümde de sık sık hammond kullandım. Daha çok analog enstrüman tonları tercih eden biriyim. Bu süreçte de diğer albümlere nazaran daha geniş bir sound kullandığımı düşünüyorum. Her albümde hammond haricindeki tüm ekipmanlarım değişiyor. Bu albümde diğer tüm sesler için Kurzweil Pc3x ve Pc161 kullanıyorum.
21
Çarşamba, 29 Ekim 2008Demoları dinledikçe farklı birşeyler yaptığımızın daha fazla farkına varıyoruz. Albümde 21 şarkı bulacaksınız. Yazın ilk provalarını yaptığımızda kabaca hem fikir olmuştuk nasıl bir albüm yapacağımızdan. Yaz boyunca prova yapmadık, galiba ruhen herkes sonbaharı bekliyordu. Eylül başından bu yana da albümle uğraşıyoruz. Şarkıları tamamladıkça hepimizin albümü benzer biçimde hayal ettiğimizi anladık. Galiba her yanıyla farklı bir albüm dinleyeceksiniz bu süreç tamamlandığında.

Yeni albümde Plastik Çiçekler ve Böcek adında bir şarkı var… Plastik Çiçekler ve Böcek albümü bizim için önemli bir dönüm noktasıydı. Bu albümle daha da net anlaşılacaktır. Askere gitmeden hemen önce her birimiz tuhaf bir ruh halindeydik. Nereye gidecektik, nasıl dönecektik, döndüğümüz dünya nasıl olacaktı. Kafamız çok karışıktı. MMA‘da Plastik Çiçekler ve Böcek tüm bu karmaşık ruh hali içinde tek bir günde canlı kaydedildi. Neredeyse her şarkı bir seferde çalındı ve kaydedildi. Bu kadar beter bir ruh halinde nasıl bu kadar iyi bir iş çıkarttık hala kendi aramızda yad ederiz.
Şarkıları stüdyonun bir duvarına astık, üzerlerine etiketler, resimler ve çizimler yaptık. Provalar neredeyse bitti fakat duvara yeni bir şeyler iliştirmeye devam ediyoruz. Albüm bittiğinde başına ve sonuna da birer cd yapıştırırız.
bugünlük de bu kadar…
Turhan’ın gözünden yeni albüm süreci ve Redd
Perşembe, 23 Ekim 2008Redd’le çalışmaya başlamadan önce de redd dinler miydin? Grubun tavrını ve müziğini beğeniyor musun? Dürüst olabilirsin…
Evet dinlerdim, severdim. Hatta yakından takip ederdim bile diyebilirim. İlk albüm öncesi demolarınızı dinlerdim. Grubun %50 siyle tanışıklığımız vardı çünkü (gülüyor). Ama gene de 50-50’ye göre Kirli Suyunda Parıltıların yeri benim için ayrıdır. 2.ci albümün soundunu ve kalitesini daha çok beğenirim. Grubun genel tavrı da her ne kadar hoşuma gitse ve bana yakın olsa da ülke standartlarının üzerinde sanıyorum, bu durum da bize zaman zaman sorunlar yaratıyor.
Bildiğimiz kadarıyla şu an Redd dışında bir grupla çalışmıyorsun (mümkün değil zaten, izin vermeyiz..)..Başka bir grupla daha çalışmayı düşünsen bu nasıl bir grup olur? Senin seçiminizi etkileyen en önemli kriterlerin neler olurdu?
Öncelikle inandığım, güvendiğim ve severek dinleyebileceğim bir grupla çalışırım. Redd’ de bu üç özellik de mevcut. Sonuçta geriye dönüp baktığımda geçtiğimiz 2 sene içerisinde Redd ile birlikte kaç konser yaptığımı hatırlayamıyorum. Böyle yoğun bir tempo içerisinde sevmediğiniz tarzda müzik yapan bir grupla çalışmak işkence halini alabilir. Oysa ben yoğun bir turnenin dönüşünde bile sıkılmadan kulaklığımı takıp Redd dinlerim.
Şu aralar stüdyodayız. Stüdyoda bir gün nasıl geçer? Neler yaparız stüdyoya girmeden? Çıktığımızda neler yapılır? Sıkıcı bir süreç mi? Anlatsana senin gözünden..
Evet şu an yoğun bir şekilde stüdyoda çalışıyorsunuz, zor zanaat. Aslında sıkıcı bir süreç değil ama rutinleşen şeyler insanı bir süre sonra sıkabilir tabi. Ben kısaca anlatıyım öyleyse Redd’i…
Redd, genellikle öğlen saatlerinde stüdyoda toplanır. Kahvaltısını etmeyenler bir şeyler atıştırır, ayılmak için birer çay, kahve yudumlanır, stüdyoya girilir. Birkaç saatlik çalışmanın ardından kafa dağıtmak için mola verilir. Kimi günler birer el playstation çevrilir. Şarkılar üzerine konuşulur. Öğlen yemeği yenilir tekrar çalışmaya başlanır. Akşama doğru birkaç saatlik çalışmanın ardından hep beraber dışarı çıkılır, yoğun günün verdiği yorgunlukla bir yerlerde bira yudumlanır bir şeyler atıştırılır.
“Obez yaptın bizi, sürekli yemek ve içmekten söz ettin ama..Daha sen son günleri görmedin, akşam değil sabaha karşı çıkılır…“
Konserlerde başına/mıza gelen ilginç bir olay var mı?
Aslında var. Hem ilginç hem de tedirgin edici bir olay. Siz biliyorsunuz da, burada paylaşalım yeridir..
Hürriyet’in Özgürlük Treni konseri için redd Konya ilini seçmişti, çünkü daha önce gittiği şehirlerden birinde vermek istememişti konseri. Daha önce dinleme şansına sahip olamamış dinleyicileriyle buluşabilmek için. Ancak konser için Konya’ya gittiğimizde o akşamın kandil akşamı olduğunu öğrendik. Bu durum İstanbul’da herhangi bir mekanda yaptığınız konserde pek önem teşkil etmezken Konya’da yapılan bir Açıkhava konserinde problem olabiliyor (özellikle de konser alanı Konya’nın en büyük camisinin yanındaysa). Sonuç olarak konsere korka korka çıktık etraftaki insanların tepkilerinin ne olacağını bilemediğimiz için ve tabii ki erken bitirmek durumunda kaldık. Mevlana’nın kulakları çınlamıştır.. pek “ne olursan ol gel”lik bir misafirperverlik göremedik çünkü…
Yeni albüm bir konsept üzerine kurulu ne düşünüyorsun? Duvarda yazılanlar,
duydukların?
Redd gene Türkiye’de daha önce yapılmamış bir çalışmaya imza atıyor. Sonuçta albümün bütünü tek bir parça olarak düşünülebilir. Şarkılar bu bütünü tamamlıyor. Albümün oluşumu şarkıların gelişimini görselleştirmek için de stüdyonun büyük bir duvarı kullanılıyor. İlk bakışta kafa karıştırıcı ama sonuçta ortaya güzel bir çalışma çıkacağına inanıyorum.
Grup üyelerinin her birinin bilinmeyen ya da senin keşfettiğin özellikleri nelerdir?
İlke gecenin bir yarısı bile kalkıp evde spor yapar. Bir de msnde sürekli onlinedır (evde olmasa bile).
Doğan kadar içip sarhoş olmayan başka kimseyi tanımıyorum herhalde en sevdiği içki negronidir.
Berke modellerle oynamayı sever. Bir kez uğradığımda evde model bir helikopterle oynuyordu ama tabi tavanı olan bir yerde pek mantıklı değil bu
Güneş ise çok zor beğenen bir insan, ona bir şeyi beğendirmek deveye hendek atlatmaya benzer. Genelde de olaylara ilk başta olumsuz bir şekilde yaklaşır.


