Geçen gece oldukça farklı bir deneyim yaşadık hep birlikte. Doğan isteyenleri sahne üzerine davet etti ve hep birlikte redd şarkıları söyledik, tüm mesafeleri bir kenara bırakarak. Bizler için oldukça sıradışı bir konserdi. Orada olan, bu kare içine sığdırabildiğimiz ve sığdıramadığımız herkese yürekten teşekkür ederiz.
Seafest’te sahnedeydik; hep birlikte!
25 Haziran 200921 Ankara’da
19 Haziran 2009Daha önce ilan ettiğimiz gibi pazar günü Seafest’de yaş sınırlaması olmayan bir festival organizasyonunda çalacağız. Havalar öylesine sıcak ki artık yavaş yavaş kapalı mekan konserleri yerini geniş açık alanlara bırakıyor. Biz de bunlardan bir kaçı için bu hafta boyunca stüdyoda prova yaptık. Üstelik bu sıcakta, öğlen 12 gibi buluşup önce malum geyikler, memleket gündemi, kim kiminle nerede dedikoduları ve akşama kadar süren prova…
Provanın ortalarında bir yerde neden Ankara’ya gitmiyoruz diye düşündük. Sonra bu konser belirdi. 21′i Ankara’ya götürmemiştik henüz. Sonra bloğa Ankara konseri ile ilgili bir şeyler yazalım istedik. Ankara? yaşanması zor bir şehir gibi buradan bakıldığında. Ankaralılar da İstanbul için benzer hisler besliyor. Redd’le birlikte Ankara sık konser yaptığımız yerlerden biri oldu. Her gittiğimizde de kaybolduk. Ankifest sırasında kaldığımız otelden konsere ucu ucuna yetiştik. Oran geyiği döndü durdu araçta kaybolmuşluğumuzun siniri içinde. Sahneye ucu ucuna yetişmemize karşın en keyif aldığımız konserlerden biriydi.
Bir de askerlik macerası var tabi ki; Önce Suat Ayyıldız’ı Ankara’ya askere uğurlamıştık. Ara ara çalmaya gittikçe de ziyaret etmiştik Suat’ı. Bir yıl sonra Redd’in iki üyesi için Ankara’nın manevi bir anlamı var; askerlik; 7. caddede tüketilen çarşı izinleri.
Arı Stüdyoları, Ankara 2007 Nisan (Berke Özgümüş, Emrah Günkaya, Doğan Duru, Berke Hatipoğlu, Suat Ayyıldız, İlke Hatipoğlu, Güneş Duru, Ege Göktuna; foto: Turhan Ülgür)
Ankara’nın nesi meşhurdur sahi? Ankara kedisi, Ankara keçisi, tavşanı, Anıtkabir, Melih Gökçek ve her gelişimizde kaybolmamıza sebep olan varyantları, cadı kazanına dönmüş siyaset bataklığı, Ankara kalesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, sağlı sollu bakanlıklar, CHP’nin uzay mekiğine benzeyen çıkıntısı ile yeni merkez binası… ilk akla gelenler bunlar.
Ankara sözcük olarak nereden geliyormuş? Frig kralı Gordios’un oğlu Midas’ın gemi çapası bulduğu yermiş burası. Gemi çapasının Anadolu bozkırında işi ne? Bir de şehrin güzelim logosunun Melih Gökçek tarafından Kocatepe camisi ile değiştirilmesine karşın, Ankara köklü bir geçmişi olan eski bir Anadolu şehri. İstanbul’dan en temel farklılığı belirgin bir memur kenti kimliğine sahip olması, yani gittiğinizde tarif edilmez bir tuhaflık hissi veren “devlet burada” imgesi. Ankaralı rock gruplarını da unutmayalım, hatırı sayılır bir emeği var her birinin.
Son Ankara konserine geldiğimizde sadece Don Kişot’u çalmıştık. Uzun ve keyifli bir konserdi, bir yıla yakın bir süre çalmamıştık. Enerjisi ve paylaşımı çok güzeldi konserin. Galiba önemli bir milli maç vardı o gece. Konser öncesinde kuliste zor çeken bir televizyondan maçı izlerken herkesin teknik adam kesildiği bir geceydi. Yine bir süre kaybolmuştuk, sokak isimleri, Melih Gökçek’in varyantları ve süprizleri ile Eagles’in “Hotel California”sını aratmayan bir otel… Tüm varyantlarına rağmen (bir fotoğrafını koymak isterdik, seçemedik binlercesi var Ankara’da) yeniden Ankara’ya gelmek güzel 25 Haziran Perşembe, Overall’da görüşmek üzere, kim bilir bu kez Ankara’ya dair ne hikayeler biriktireceğiz.



